Sadece olduğun gibi

İlk defa eskort deneyimleyecek olanlar için manual book.

2020.10.22 01:51 oruclukibele İlk defa eskort deneyimleyecek olanlar için manual book.

BAK GÜZEL KARDEŞİM İLK defa gittiğini belli etme. bakir de olsan söyleme. her gün başka kadınla birlikte oluyo havası yarat ki o seni sikmesin, sen onu sik. eskort fiyatları illere, ülkelere göre farklılık gösterebilir. eskort sana bir fiyat verdiğinde "ya şurda şu fiyat" deme! git ordan al der göt olursun. akıllı ol amına koyim. parası neyse ver pazarlık etme. manavdan domates almıyosun kendine gel. parası işine gelmediyse teşekkür et kapat telefonu. sonunda aradığın özelliklerdeki bi eskort buldun. hemen boşalırım diye gitmeden önce 31 çekme. 31 çekeceksen niye eskorta gidiyosun ki.Diyelim ki para hiç sorun değil, bok gibi paran var. önünde iki seçenek var onun evine mi yoksa otele mi gideceksin. kendi evine çağırıp salaklık etme. tercihleri belli zaten. kendi evlerinde veya 4-5 yıldızlı otellerde veriyolar sadece. ha yok ben vip takılıyorum diyosan villanda ağırla o zaman. değilse onun evine git. evi dediğim günlük kiralık dairelerde kalıyodur zaten. eve girdiğinde pezevengi filan varsa hiç girme bile. pezevenkli orospudan hayır gelmez, istikameti değiştir ayık ol.En sonunda sağlam bi eskortun evindesin. hemen soyunarak yatak odası nerde diye sorma. gelmeden önce en azından bi duş almış ol. onun da duş aldığından emin ol. nasıl olacaksın? gerekirse bi 50 lira fazla ver duşa sok, olmadı fantezim var de yine duşa sok. hijyene önem veririm demeyi biliyolar amk sen de önem vereceksin. günde en az 10 kişiyle birlikte oluyo. o yüzden randevunu esken saatlerde alacaksın ki temiz temiz sikiş. hamam misali.Önce otur iki muhabbet et, gevşe. yak bi sigara keyfine bak. varsa soğuk bişeyler iç. güvenini kazan, kazandır. kalkıp iki bira alıp gitme. ilaç filan kattın sanır. ben olsam ben de öyle sanırım. neyse artık evdesin. kerhane mi lan burası hemen gömüp çıkacaksın, rahat ol amk erken boşalayım deme paran da boşa gider itibarın da. alışık olduğun kondom varsa yanında götür onu kullan. bim kondomuyla sikişilmez kendine gel.Sigaralar içildi, muhabbetler edildi. sıra am sikmeye geldi. parayı peşin ödüyosun döner yemeye gelmedin. yatak odasındasın delikanlı, soyunuyorsunuz. aynanın karşısında soyunurken sarıl belinden, okşa memeleri, al eline kalçaları bi şey demez korkma. parasını verdin zaten. güç sende. kaldırabiliyosan da kaldırıp yatağa atma. güç sende dediysem abazalaşma. Hafif dokunuşlar yaptın yeterli. memelerin hepsini ağzına almaya kalkma, acıtma amk narin şeyler onlar. ön sevişme isteyip istemediğini sorar veya sormaz. sorarsa iste ama kalkıp öpüşüp yalaşma. sakso çektir ama çektirirken boşalma. daha mağaraya inemeden kapıdan dönersin tut kendini.Arkadaşlarından duyarsın "ya aga bi hap attım saatlerce siktim" yok böyle bi dünya delikanlı. o haplar sadece ayakta tutar gerisi psikolojiktir. zaten saatlerce bi eskortu sikemezsin. Sikersen de taksimetre yazmaya devam eder. şimdi sana hangi pozisyonlarda daha başarılı olacağını anlatmıycam. bana ne senin fantezinden. ne istiyosan onu yap, yaptır. ilk postayı attın. bir posta için geldiysen hiç gelme bi sik anlamazsın. en az iki! yatakta yak bi sigara daha, muhabbet açılır zaten kasma. hemen tuvalete filan koşma ha. bırak kirlensin her taraf, kirlenmek güzeldir.Muhabbetler edildi, sigaralar içildi, amlar sikildi. çık git bi daha aynı eskorta gelme. hatta güzel kardeşim para sorun değil diyosan sana bi önerim var..Yarım saat arayla üç ayrı eskorttan randevu alıyosun.Her birine tek posta atmak suretiyle birlikte oluyosun. aynı parayı tek bir eskorta vereceğine bir günde üç farklı eskort sikiyosun. farklı tecrübeler, farklı tatlar, farklı meziyetler..beline kuvvet kardeşim.
submitted by oruclukibele to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.20 08:25 SirToaster47 Maymunluğa Hitabe

Aziz Maymun ırkı! İnsanlara karşı dik durmayan Maymun bizden değildir! İnsanlara özenen -ki o ne iğrenç mahluktur, Maymun değildir! Büyük Maymun Cumhuriyeti Dünya'ya hükmettiğinde ve torunlarınız size soru sorduğunda "Dedeniz Hindistan sokaklarında İnsanlardan muz dileniyordu" demeyeceksiniz. Hayır, Maymun ırkı. Göğsünüzü kabartarak kıvanç dolu bir eda ile "Oturun evlatlarım." diyeceksiniz.
Maymunların savaşmayı sevmemesi tamamen İnsan zırvasından ibarettir. Gerçek bir Maymuna patlama ve silah sesleri müziktir. Hardal gazı ise parfümdür. Savaş maymunun bayramıdır, çatışmalar zevk kaynağıdır. Maymun halkı! Doğa kaybedeni sevmez. Hepinizi yavru bir Maymun iken en yükseğe tırmanan Şempanzeye, en hızlı hindistan cevizi toplayan Orangutana, en güçlü yumruk atan Gorile hayrandınız. Maymun ırkı bu yüzden hiç savaş kaybetmemiştir. Sadece kağıtta. Pratikte ise asla. Maymun ırkı kaybetmek gibi bir sözcüğü kabul etmez. Mağlubiyetin düşüncesi bile bir Maymun için mide bulandırıcıdır, tiksinti vericidir.
Gerçek kahramanlar hikaye kitaplarındaki savaşçılara benzemezler. Bu milletteki her Maymun hayati bir rol oynuyor. Bu yüzden asla gevşemeyin. İşinizin önemli olmadığını düşünmeyin. Bir gün bütün muz çiftçileri "Ne de olsa tek bir Maymunum, işimi bıraksam kime ne zarar gelir?" diyerek işi bıraksaydı halimiz nasıl olurdu? Şükür ki benim ırkım böyle bir şey yapmaz. Aramızda sarı benizli korkaklar istemiyoruz. Bunlar sinek gibi ezilmeliler. Öldürülmezlerse, ormana gidip üreyecekler, daha fazla korkak yetiştirecekler. Yiğit Maymunlar yiğit yetiştirirler. Korkakları öldürelim ve yiğit Maymunlardan oluşan bir milletimiz olsun. Bazılarınız İnsanlara karşı ne yapacaklarını merak ediyorlar. Endişelenmeyin. Hepinizin görevini yapacağına sizi temin ederim.
Savaş kanlı bir iş, ölümlü bir iş. İnsanlar düşmanımız. Onlara girişin, kanlarını dökün ya da onlar sizin kanınızı dökecekler. Bağırsaklarına ateş edin. Karınlarını yarın. Etrafınıza bombalar düşerken ve suratınızdan kiri silerken, ve kir sandığınızın aslında az önce en iyi arkadaşınız olan şeyin kanı ve bağırsakları olduğunu fark ettiğinizde, ne yapmanız gerektiğini anlayacaksınız.
“Mevkimi tutuyorum” diyen mesajlar istemiyorum. Hiçbir şeyi tutmuyoruz. Sürekli gelişiyoruz ve gezegeni elimizde tutmak dışında bir şeyi tutmakla ilgilenmiyoruz. Planımız ilerlemekten ibaret ve ilerlemeye devam edin. İnsanların içinden, klozet borusundan dışkının geçişi gibi geçeceğiz.
Maymun istiklâlini, Maymun Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmek ana emeliniz olsun. İhanet ve katliam ile aziz vatanın bütün ormanları zaptedilmiş , bütün korulara girilmiş, bütün ağaçlar kesilmiş ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olsa da pes etmeyiniz. Ey Maymun evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi Maymunluğun adına leke sürmemek ve vatanı savunmak vazifendir! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
submitted by SirToaster47 to MAYMUNLAR [link] [comments]


2020.09.15 23:09 _raihee_ Sadece sonuna kadar okuyun

Bunu elimden gelen her yere ulaştırmak istiyorum
Hentai izleyip 31 çekicene 5 dakkanı ayırda oku ve sonuna kadar okumadan birşey yazma
Hayır deli değilim yada birşeyler falan da çekmedim rp yapmaya da çalışmıyorum kendime jack frost diyorum çünkü artık insan olmak istemiyorum artık kendime insan demek istemiyorum
Boktan dünyada sikişmekten başka bi şey düşünmeyen hayatını para üzerine kuran/ paraya tapan varlıklardan kendimi saymıyorum
Kendi dürtüleri için hayatları mahveden abazalardan tiksiniyorum
Milettin karısı kızına hallenenlerden hatta kuytu köşeye çekip ... Rizası olmadan birine dokunabilecek kadar bok çuvalı olan tek türsün pislik
Lanet insanlardan nefret ediyorum Hepinizi öldürmek isterdim ama ben yapmasam da kendi kendinize yapıcaksınız
Yiğip içip sıçap sikişen dünyaya bi bok katamayan 2 ayaklı embesiller
Komedi ha
Hadi boktan hayatlarınızı size yansıtıyim
Sizde gülün
Hadi size soytarılık yapıyım sizde gülün
Ama neden güldüğünüzü bilmiycek kadar aptal olun
Yada ota boka takılıp de ayrı moruq o öyle yazılmıyo diyip bilmişlik taslayın
Ama okuma yazma gibi yaşamsal insan faliyetlerinden ego kasın sahte ordinaryuslar sizi inat için yazım yanlışı yapıcam
Kendi şerefinizi satmanız yada birbirinizi sikerkenki videolarınızı / açık saçık resimlerinizi internete atmanız beni ilgilendirmez o sizin boktanlığınız yada sokak ortasında ilişkiye girmeniz tek diycem az ötede birleşin görmek zorunda mıyım
Toplum çoktü yaşasın toplum
Komik değilmi kendi bokunuzda boğulmanız
Gereksizce hayatları mahvetmeniz daha komik bence
Hayır o saate ne işi var diyip gülmeniz
Yada sırf dışa değil içeri doğru diye kendinizi haklı sayan xx kromozomlu olmanız
Ve ne olursa olsun haklı çıkmaya çalışan xx kromozomumlu varlıklar a bişey demiyorum
Diyince linç yiyorum çünki
Yalan makinesi ha sen o yalan makinesinin fişini nereye soktun peki küçük faişe
Yalanı havada tutarmış
Trip atarmış
Eminim sikik bi steven universe fanısındır yada fury
Yada boşver siz okadar kültürlü bile değilsiniz ki?
Aslında sadece tiktok çeken bi ilgi orospususun ve öğretmeninle yattın
Iyi tahmin ettim değil mi
Dostum şizofren yada daha başka akık hastalıklarının olduğunu idda etmeyi bırak havalı değil yada neyse belki de ciddisindir?
Zimbawe prensi olduğunu gördüğün halisinasyonlarla iyi eğlenceler
Hey tamam ergensin/gençsin ama
senin laiklik sandığın
"Içki sıçkı bira ohh ateistlik vayy karılar"
Öyle değil knk
Babannenin oy attıģı florasan AA ışığın her cümle sonuna allah koymasını yasaklayan şey kısaca
Dini kulanmayı
Yada uvey evladın dedeye helal olmasını yasaklayan bişey
Sen o devreleri yakma ve götünün üzerine otur yeter tamam mı?
Hadi size ciddi oluyim Şiddeti cinsiyetleştirmeniz acınası
Kadına şiddet değil sadece şiddet
Şiddetin cinsiyeti ırkı türü olmaz
Şiddet yanlısı yada kadın düşmanı diycek olanlar ya feministtir yada ironi yapıyordur umarım
Şiddete kavgaya dövüşe karşıyım
Bu savunmasız olduğum yada enayi olduğum anlamına gelmez
Aga ne uzattınız ırkınızın beyaz olması değerli olduģunuz anlamına gelmez yada karşınızdakinin siyah olması köle olduğu anlamına gelmez
Hepiniz insansınız ulan saçmalamayı kesin yada annenize 4 erkek afro amerikan birey yolluyim?
Ve evet dark mzh Aynen biz anlamıyoruz normie yiz kanka az ötede "mizahşörlük" yap
Ok,burdurian
Ya uçan yahudiye duman diyosunuz da uçup ananıza giren yarrama da duman diyomusunuz ?(hayır yahudi değilim)
Hitler bigün annenizi siktikten sonra elini yıkamış ama sabun yahudi babanneniz miş
Alın şimdi mutlu musunuz? Gülsenize kara mizah yaptım
Amk ya hakkıyla kara mizah yapın ya yapmayın duman ve sabin espirisi ilk 1 milyonuncu kere komikti ama artık değil beyninizi kulanıp yeni biseyler üretseniz diyorum?
Hele 31 diyip gülenler yada 31 diyip gülüp ironi yaptığını sananlar
Ilk 31 nedemek onu bi anlatayım
Osmanlıda masturbasyon yapmak yerine kullanılan el çekmek söyleminin
Osmanlı şifrekemesinde e (elif)e 3 l (lam)a 1 gelmesiyle oluşan şifreleme diye duydum
Komik yada cool değilsiniz knk bırakın bu işi
Ve son olarak, yozlaşmış toplumunuza tavsiyem :
Uyan! Çık bu labiretten insan Sana ittirilen yalanlardan uzaklaş Doğru olan yanlışlardan uzaklaş Gerçeğı ara Kim olduğun bulma amacıyla koş Neden yaratıldığını yada neden burda olduğunu Tanrıyı ara Bulamassan da bozuntuya vermeden amaçlarına devam et Neden burdasın? Neden yaşıyorsun? Amacın ne?
Neden hala siktiğimin monitörüne/telefona bakıyorsun?
Siktir git ve hayatını yaşa Plot twist;yada smt oyna
Hee hoo yazdı Imza:
-Raihee
Ah dur unutmadan hee - hoo
submitted by _raihee_ to Rayuga_Archive_ [link] [comments]


2020.08.16 05:28 i_once_had_a_life Olay tipte değil, özgüven ve sosyal statüde.

Ben bizim türk alemine yıllardır bu olayı anlatamadım arkadaş.
Öncelikle şunu söyleyeyim ben de depresif ağır sap birisiyim. Ama hiçbir zaman "tipim bok gibi bu yüzden kızlar bana bakmıyor ühühü" diye ağlamadım.
Benim internette, forumlarda gördüğüm yalnız takılan her insan suçu direkt tipine atıyor. Bu bana kolaya kaçmak gibi geliyor. Hiç düşünmeden yapılan, çözümü olmadığı düşünülen bok atma olayı. Tipim yok bu yüzden kurtuluşum yok hep böyle kalacam, ve SON.

Halbuki ben buna kesinlikle katılmıyorum. Sen tipsiz olduğun için yalnız değilsin, özgüvenin düşük, sosyal statün arkadaşın vs. muhtemelen yok, gerçek hayata girdiğinde weirdo'nun tekisin, nasıl davranılcağını bilmiyorsun, kısaca normal bir hayatın yok. İşte bu yüzden sevgilin yok.

Ha derseniz ki ben tipsizim, o yüzden özgüvenim yok, o zaman anlarım. Ama yine benim dediğim yere çıkıyor. Sonuç olarak tipiniz önemli değil, tipsiz olduğunuz için özgüveninizin düşük olması sorun. Özgüveni yüksek tutmayı başarırsanız tip, kilo, boy sadece birer rakam olarak kalıyor... Tek tek örnek saymaya gerek yok, sevgilisi olam dolu çirkin, kısa, şişman adam var. Ve bunların hepsi parayla sevgili yapmıyor. Sadece sevecenler, insana nasıl yaklaşacağını biliyorlar, sosyal ilişkileri iyi vs. Bu şekilde gayet sevgili de yaparsın ortam da yaparsın iş de bulursun her şeyi de yaparsın.

Ama bizim genç arkadaşlarımız olayın sadece tip ile alakalı olduğunu düşünüyor. Çok yanılıyorsunuz.
--------------------
Başka bir konuya değinmek gerekirse, olay özgüvende olunca ne değişiyor ki derseniz, valla onu ben bilmiyorum. Ben de yine umut yok, kurtuluş gibi hissediyorum. Bu tamamen ailenin seni nasıl yetiştirdiği ve senin nasıl bir ortamda büyüdüğünle alakalı bir sorun bence. Ve sorunun böyleyse ne internette okuduğun makaleler, ne sana önerilen kitaplar, ne de başka bir şey seni düzeltemez. Sonsuza kadar böyle yaşayacaksın işte, ara sıra da internete girip böyle yazar rahatlarsın belki biraz. Çözümü yok bu işin. Şahsi görüşümdür tabii.
submitted by i_once_had_a_life to turkincel [link] [comments]


2020.08.10 06:58 _raihee_ Sadece sonuna kadar okuyun

Bunu elimden gelen her yere ulaştırmak istiyorum
Hentai izleyip 31 çekicene 5 dakkanı ayırda oku ve sonuna kadar okumadan birşey yazma
Hayır deli değilim yada birşeyler falan da çekmedim rp yapmaya da çalışmıyorum kendime jack frost diyorum çünkü artık insan olmak istemiyorum artık kendime insan demek istemiyorum
Boktan dünyada sikişmekten başka bi şey düşünmeyen hayatını para üzerine kuran/ paraya tapan varlıklardan kendimi saymıyorum
Kendi dürtüleri için hayatları mahveden abazalardan tiksiniyorum
Milettin karısı kızına hallenenlerden hatta kuytu köşeye çekip ... Rizası olmadan birine dokunabilecek kadar bok çuvalı olan tek türsün pislik
Lanet insanlardan nefret ediyorum Hepinizi öldürmek isterdim ama ben yapmasam da kendi kendinize yapıcaksınız
Yiğip içip sıçap sikişen dünyaya bi bok katamayan 2 ayaklı embesiller
Komedi ha
Hadi boktan hayatlarınızı size yansıtıyim
Sizde gülün
Hadi size soytarılık yapıyım sizde gülün
Ama neden güldüğünüzü bilmiycek kadar aptal olun
Yada ota boka takılıp de ayrı moruq o öyle yazılmıyo diyip bilmişlik taslayın
Ama okuma yazma gibi yaşamsal insan faliyetlerinden ego kasın sahte ordinaryuslar sizi inat için yazım yanlışı yapıcam
Kendi şerefinizi satmanız yada birbirinizi sikerkenki videolarınızı / açık saçık resimlerinizi internete atmanız beni ilgilendirmez o sizin boktanlığınız yada sokak ortasında ilişkiye girmeniz tek diycem az ötede birleşin görmek zorunda mıyım
Toplum çoktü yaşasın toplum
Komik değilmi kendi bokunuzda boğulmanız
Gereksizce hayatları mahvetmeniz daha komik bence
Hayır o saate ne işi var diyip gülmeniz
Yada sırf dışa değil içeri doğru diye kendinizi haklı sayan xx kromozomlu olmanız
Ve ne olursa olsun haklı çıkmaya çalışan xx kromozomumlu varlıklar a bişey demiyorum
Diyince linç yiyorum çünki
Yalan makinesi ha sen o yalan makinesinin fişini nereye soktun peki küçük faişe
Yalanı havada tutarmış
Trip atarmış
Eminim sikik bi steven universe fanısındır yada fury
Yada boşver siz okadar kültürlü bile değilsiniz ki?
Aslında sadece tiktok çeken bi ilgi orospususun ve öğretmeninle yattın
Iyi tahmin ettim değil mi
Dostum şizofren yada daha başka akık hastalıklarının olduğunu idda etmeyi bırak havalı değil yada neyse belki de ciddisindir?
Zimbawe prensi olduğunu gördüğün halisinasyonlarla iyi eğlenceler
Hey tamam ergensin/gençsin ama
senin laiklik sandığın
"Içki sıçkı bira ohh ateistlik vayy karılar"
Öyle değil knk
Babannenin oy attıģı florasan AA ışığın her cümle sonuna allah koymasını yasaklayan şey kısaca
Dini kulanmayı
Yada uvey evladın dedeye helal olmasını yasaklayan bişey
Sen o devreleri yakma ve götünün üzerine otur yeter tamam mı?
Hadi size ciddi oluyim Şiddeti cinsiyetleştirmeniz acınası
Kadına şiddet değil sadece şiddet
Şiddetin cinsiyeti ırkı türü olmaz
Şiddet yanlısı yada kadın düşmanı diycek olanlar ya feministtir yada ironi yapıyordur umarım
Şiddete kavgaya dövüşe karşıyım
Bu savunmasız olduğum yada enayi olduğum anlamına gelmez
Aga ne uzattınız ırkınızın beyaz olması değerli olduģunuz anlamına gelmez yada karşınızdakinin siyah olması köle olduğu anlamına gelmez
Hepiniz insansınız ulan saçmalamayı kesin yada annenize 4 erkek afro amerikan birey yolluyim?
Ve evet dark mzh Aynen biz anlamıyoruz normie yiz kanka az ötede "mizahşörlük" yap
Ok,burdurian
Ya uçan yahudiye duman diyosunuz da uçup ananıza giren yarrama da duman diyomusunuz ?(hayır yahudi değilim)
Hitler bigün annenizi siktikten sonra elini yıkamış ama sabun yahudi babanneniz miş
Alın şimdi mutlu musunuz? Gülsenize kara mizah yaptım
Amk ya hakkıyla kara mizah yapın ya yapmayın duman ve sabin espirisi ilk 1 milyonuncu kere komikti ama artık değil beyninizi kulanıp yeni biseyler üretseniz diyorum?
Hele 31 diyip gülenler yada 31 diyip gülüp ironi yaptığını sananlar
Ilk 31 nedemek onu bi anlatayım
Osmanlıda masturbasyon yapmak yerine kullanılan el çekmek söyleminin
Osmanlı şifrekemesinde e (elif)e 3 l (lam)a 1 gelmesiyle oluşan şifreleme diye duydum
Komik yada cool değilsiniz knk bırakın bu işi
Ve son olarak, yozlaşmış toplumunuza tavsiyem :
Uyan! Çık bu labiretten insan Sana ittirilen yalanlardan uzaklaş Doğru olan yanlışlardan uzaklaş Gerçeğı ara Kim olduğun bulma amacıyla koş Neden yaratıldığını yada neden burda olduğunu Tanrıyı ara Bulamassan da bozuntuya vermeden amaçlarına devam et Neden burdasın? Neden yaşıyorsun? Amacın ne?
Neden hala siktiğimin monitörüne/telefona bakıyorsun?
Siktir git ve hayatını yaşa Plot twist;yada smt oyna
Hee hoo yazdı Imza:
-Raihee
Ah dur unutmadan hee - hoo
submitted by _raihee_ to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.07.10 13:09 vez_ko Röportaj #1 u/TheFlatherMan

roportaj'ın ban yemesi sebebiyle röportaj serimize artık burada devam ediyoruz. Sizlerin gönderdiği sorularla bu röportajın konuğu u/TheFlatherMan yani nam-ı diğer sans admin. Bir sonraki röportajda görmek istediğiniz reddit kullanıcısını lütfen yorumlarda belirtiniz.

+Evet sans admin öncelikle hoş geldin.
-Hoş bulduk vezko.

+Hazırsan sorulara başlıyorum.
-Hazırım.

+200 k üzeri global sublarda modluk yapıyorsun sence başarılı buluyor musun kendini,bu tarz büyük sublarda modluk yaparken post silen bir bot hissiyatı kaplıyor mu seni?
-Evet, başarılı buluyorum ve hayır botlar insan değil bu nedenle insani inisiyatifte bulunup subredditi düzenleyemezler ayrıca bence modluk sadece post silmekten ibaret değildir, kendini topluluk kullanıcılarına sevdirmek de önemlidir.

+Seni her subredditin baş modu veya modu olarak gören kitle hakkında ne düşünüyorsun?
-Öyle bir kitle olduğunu bilmiyorum. Zira beni seven kullanıcılar Porçay'ın YouTube kitlesi değil, Reddit'i, subredditin about kısmına alıp modları kontrol edecek kadar biliyor.

+Büyük subredditler mod alımlarını nasıl gerçekleştiriyor,nasıl mod oldun bunca global subreddite?
-Global olarak sadece arabfunny'de moderatörüm. Oraya da moderatör sayısı az ve subredditin ben moderatör olmadan önceki hali kötü olduğundan alındım.

+Bir kaç ay önce tamamahbapengelli modluğundan niye hangi sebeblerden atıldın, u/31_kebab_31 hakkında düşüncelerin nedir?
-Reddit'de greece'e posting yaptığım için ırkçılığa uğrayıp atıldım. Kebab, Reddit'te tanıştığım ilk adamlardandır beni atarak çok boş bir şey yaptı zaten geçenlerde kendisi de modluktan ayrıldı. Fazla umursamadığı subreddit'ten, umursayan moderatörü attı.

+Head mod tarafından sana karşı bu ırkçı eylem sonrasında arkanda yeterli desteği gördün mü?
-Kesinlikle evet, hem de gereğinden fazla bile gördüm. Bana destek verenlere bir kez daha teşekkürler.

+Gerçekten Yunan asıllı mısın yoksa ataların sadece Yunanistan'da yaşamış Türkler miydi?
-Yunan asıllıyım.

+Yunanistan'ın Türkiye politikalarını nasıl değerlendiriyorsun?
-Türkiye'yle boşa uğraşmayı bırakıp biraz kendileriyle ilgilenmeliler. Eğer topraklarda hak iddia ediyorlarsa da savaşmalılar her alanda.

+Reddit'in şu sıralar kalitesinin düştüğünü düşünüyor musun ve artık bu kadarda fazla diyebilecek bir konuma gelirsen geçeceğin yeni bir platform var mı?
-Reddit'in kalitesi kesinlikle düştü ve gideceğim platform da yok çünkü diğer platformlardan Reddit'e kaçarak geldim. Artık sıkıldım. Her büyüyen mecra çöp oluyor.

+Reddit TR nereye gidiyor,hakkında fikir belirtmek istediğin subredditler var mı?
-Reddit TR burdurland sağ olsun çöplüğe gidiyor. foundtheburdurtard beklediğimden çok hızlı büyüdü. İnsanların burdurland'e karşı çıkması Reddit TR açısından çok iyi ama sözüm ona bu da yetersiz. tamamahbapbulgur da foundtheburdurtard gibi burdurtard kitleyi yerme ve dalga geçme sub'ı ve her ikisinin de kuruluşunun turkishbruhmemes sunucusunda kararlaştırılması bana ayrı bir gurur ve mutluluk veriyor.

+Beş yıl sonraki reddit hakkında öngörüleriniz nedir?
-Aslında Porçay gibi 12-13 yaş kitleye sahip yayıncı/youtuberların subreddit açmasına bağlı. Reddit TR'nin kemik kadrosu olarak bunları engellememiz ve Reddit'i çekilebilir bir yer yapmamız lazım.

+Reddit'de örnek aldığın veya nefret ettiğin bir kullanıcı var mı?
-Örnek aldığım yok, bütün burdurtardlardan nefret ediyorum ama yaşları 12-15 arasında olduğu için çok fazla hakaret edemiyorum. Tek söyleyeceğim şey Reddit'den gitmeleri gerektiği.

+Bu konu hakkında oldukça soru var. Reddit ittifakı hakkında ne düşünüyorsun. u/dilivdik123 ve u/Anonim_the_Unknown olan husumetiniz nedir,bu iki kişiyle barışacak mısın?
-Reddit İttifakı CJ babında yapılan bir şey olsaydı komik olurdu ama ittifak diye isim koyup Reddit'e sanki ülkeymiş gibi muamele yapmak çok saçma. Amaçları da Reddit'e yeni gelen kullanıcıları eğitmekmiş. Hedef kitleleri de Porçay'ın kitlesi. Dediğim gibi saçma ve boş tavırları var zaten bir gün "Ne yapmışız lan biz böyle?" diyeceklerinden eminim. Ciddi bir husumetim yok, bizimkilerle CJ yapmak eğlenceli olduğu için yapıyoruz. u/dilivdik123 burdurland'in çocuklarına abilik yapan bir arkadaş, kendisini Reddit TR'nin patronu sanması da işin bilinmeyen başka bir kısmı. u/Anonim_the_Unknown burdurtard kitleyle fazla takılmıyor ama meme ve shitpost kavramları üzerinden felsefe yapması ve weeb olması onun gereksiz biri olduğunu gösteriyor. Yolundan gidenlere geçmiş olsun.

+Neden anime kültüründen nefret ediyorsun?
-Çünkü çizimleri, konuşmaları ve özellikle beyin yoksunu kitlesi beni çok rahatsız ediyor. Tahammül edemiyorum.

+Sürreal meme üretebilmek için kullanıcılara verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?
-Kesinlikle ben yol gösteremem, kişiden kişiye göre değişir. Herkese önerebileceğim tek şey turkishbruhmemes, arabfunny, worldfunnies gibi subredditlerde biraz vakit geçirmeleridir.

+Bir Tanrı'ya inanıyor musun?İnancınız nedir?
-Ateistim.

+Son derece islamofobik olduğunu düşünen kullanıcılar var bu konu hakkında ne düşünüyorsun?
-İslamafobik olmak her akıllı bireyin içinde olan bir şey. Toplumu sayısız yıl geriye itmesi, insanların beynini yıkaması ve siyasetçilerin de ekmeğine yağ sürmesi İslam'ı, kendinden olmayanlardan nefret ettiriyor. İnsanlar birazcık sorgulasa işin gerçeğini göreceklerdir.

+Ne tarz müzik ve filmlerden hoşlanırsın,kullanıcılara tavsiye edeceğin kitap,müzik,film var mı?
-60's American Hits dinlemeyi çok severim. En sevdiğim film de Matrix Serisi'dir. Kullanıcılara bunları tavsiye ederim. Kitap olarak ise Kuran'ı okusunlar ve gerçeği görsünler.

+Soğanlı menemen mi soğansız menemen mi?
-Hiçbiri.

+Çok pişman olduğun bir karar var mı?
-Her insanın olduğu gibi benim de var elbette

+Sans admin nickinin hikayesi nedir?
-Sans oyun karakteri olarak çok hoşuma gidiyor. Tembel ve kötü esprili karakterinin altında olağanüstü gücün yatması beni hep etkilemiştir. Kendisi tartışmasız en sevdiğim oyun karakteridir. Ben de tamamahbapengelli'deyken Flair'imi Sans Admin yaptım. Çünkü o an aklıma başka bir şey gelmedi.

+Röportajımız burada son buluyor.Katıldığın için çok teşekkür ederim, son olarak bu soruları sana gönderen kullanıcılara ne söylemek istersin?
-FUNNY 2018 MOVIE DOWNLOAD 😂😂😂😂😂😂😂🎬🎥🎬🎥🎬🎥🎥🎥🎥🎥🎬 FUN JOY 😡😡😡😡😡😡😡 انقر لجعل😎😎 أشرطة الفيديو لحم الخنزير. نحن😎😎😎😎😎 (سيلمان)، نحن🙂🙂🙂🙂🙂 (محمد



sonraki röportaj
Bir sonraki röportajda görmek istediğiniz kişileri lütfen yorumlarda belirtiniz.
ShitpostTC Moderation Team
submitted by vez_ko to ShitpostTC [link] [comments]


2020.07.01 15:34 Son_of_Ayato CS:GO vs Valorant anti-cheat karşılaştırması.

Gerek insta flamer gaming sayfasın da gerek forumlar da gördüğüm hatalı karşılaştırma. Sebepleri ile size neden VAC'ın Vanguard'dan daha kaliteli olduğun dan bahsedicem.

1-CS:GO'nun anti-hile'sini eleştirenler genelde youtube'dan rehber ve rank atlayama video'su izleyen kesim, bunlar rank atlayamamalarına bahane arıyorlar, aslına bakarsanız rank'ınız da pek önem teşkil etmiyor maçlarınıza hile gelmesi için, bu konuda öncelikli olarak karşınızdaki insan hile ise ve 2020 yılında adam'ı birkaç kişi report ediyorsanız o adam overwatch'a düşer bunun kaçarı yok ve adam gerçekten hile ise karşı takımdan anlayan sizin anladığını bire bir izleyen adamın anlamaması mümkün değil burda iki durum devereye giriyorbunlar gerçekten hile olup ban yemesi veya hile olmayıp ban yememesi bu ihtimaller %90 olur birde %10 gerçekten hile oluğ ban yememesi, bu durumdada zaten sizin sadece adam vurduğu için hile olduğunu düşünüp report etmeniz çünkü dediğim gibi karşı takımdan anlayan sizin anladığını bire bir izleyen adamın anlamaması mümkün değil, adam zaten banlanırsa puan'larınız iade edilir ve yine sorun kalmaz, bu neden vanguard'dan iyi olduğunu gösteren kısım değil eleştirenlerin haksız olma'sı.

2-CS:GO hile şirketleri vs Kodlama bilen herangi biri, bu konuda bende hile ile CS:GO'nun fiyatı'nın düşük olduğu zamanlar indirim de 40-50 hesap alıp global'e kasıp satıyordum( hile açma'nın marifet olduğundan değil sadece maddi kazanç için yapıyorudum ve bi halt yediğimi(olumlu manada) düşünmüyorum zaten) bu zamanda da hile topluluğunun içinde bulundum, CS:GO'nun rakibi olan hile şirketleri üstün kodlama bilen insanlar'dan oluşuyor ve paid cheat'lerin hepsinin ayrı tarzları olduğu için faceit dahil hiçbir anti-cheat bu hilelerin önüne geçemiyor ve düşündüğünüz kadar pahallı fiyatları'da yok buda erişilebilirliğini arttırıyor(private hileler hariç etc. gamesense.pub) bunun yanında valorant'a baktığınız zaman herhangi basit kodlama bilen biri bile kendine internetden yardım alarak undetecded hile yapabilir veya güvenilirliğini bildğim free hileler'i kullana bilir bunlar da undetecded olur genelde fakat %100 malware, trojan veya en iyi ihtimal bitcoin miner yazılım barındırır. Ayrıca riot games'in diğer bir oyunu olan ve anti hilesini witcher gibi öve öve arşa çıkardıkları LOL, internet den undeteced script çok rahatlıkla bulunabiliyor, günümüzde competitive oyunlar'ın tamamında undetecded hileler bulunup çok kolaylıkla elde edildiği bir dönemde VAC'ın çok başarılı iş çıkardığı aşikar.

Bunları göz önüne alıp(veya almayıp) yorum yapmak size kalmış sadece bildiklerimi aktarmak istedim herkes kendi düşüncesini paylaşmakta özgür sonuçta.
submitted by Son_of_Ayato to flamer_gaming [link] [comments]


2020.06.25 17:28 griljedi (Tespit) Buz ve Ateşin Savaşı


"Dans et benimle…"
Hiç şüphe yok ki geleneksel anlatımlarda “hikaye” genelde iyi taraf ve kötü taraf şeklinde ikiye ayrılır ve bu ikisi arasındaki savaşın sonunda iyi olan taraf kazanır.
Epik Fantastiğin babası sayabileceğimiz Tolkien’in eseri tam da bunu yansıtır. Ondan sonrakiler de genelde bu tarz bir anlatımı tercih eder. Halk efsanelerinde anlatılan destanlar da temelde iyi-kötü savaşı üzerinden ilerler ki edebiyat da zaten bu efsanelerden etkilenerek böyle bir iskelet çizip, devamını getirmiştir.
Aslında bu iyi-kötü arasındaki savaş (bilhassa halk efsanelerindeki) insanın içindeki iyi-kötü tarafı temsil eder. İnsanlar güzel şeyler yapabilir ama aynı zamanda kötü şeyler de yapabilir. Eski insanların -günümüzde de yaygın- algısına göre insanlar ya beyaz ya siyahtır. Ya tamamen iyidir ya da tamamen kötüdür. (Bu görüş tam olarak yanlış sayılmaz ama tam olarak doğru da sayılmaz ama bu kısma ASOIAF’ta geleceğiz inşallah.)
Bu yüzden hikayelerde de iyi ve kötü insan savaşını görürüz yahut “kötü” tarafı oluşturan şey insanların tüm kötü özelliklerini üstlenmiş “yaratıklar” olabilir. Tolkien’de bu “ork” ve “goblin” türü canlılardı.

ASOIAF’ta İyi ve Kötü Kavramı

GRRM’in eseri Buz ve Ateşin Şarkısı “iyi-kötü” savaşından çok farklı değildir ama burada işler biraz farklılık gösteriyor.
Diğer hikayelerin yazarları temelde insanı “iyi ya da kötü” olarak görüyordu ama GRRM’in algısına göre insanlar ne tamamen iyidir ne de tamamen kötüdür; biz her ikisini içimizde taşıyan canlılarız.
Men are still capable of great heroism. But I don’t necessarily think there are heroes. That’s something that’s very much in my books: I believe in great characters. We’re all capable of doing great things, and of doing bad things. We have the angels and the demons inside of us, and our lives are a succession of choices…[Woodrow Wilson] was a racist who tried to end war. Now, does one cancel out the other? Well, they don’t cancel out the other. You can’t make him a hero or a villain. He was both. And we’re all both.
İnsanlar büyük kahramanlıklar yapmaya muktedir ama kahramanların illa ki var olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu kitaplarında da olan bir şey; Ben harika - büyük karakterlere inanıyorum. Hepimiz harika şeyler yapmaya muktediriz ve aynı şekilde kötü şeyler yapmaya da. İçimizde şeytanlar ve melekler var… hayat seçimlerimizden ibaret. Woodrow Wilson, savaşı sonlandırmaya çalışan bir ırkçıydı. Şimdi biri diğerini silip atıyor mu? Hayır. Onu bir kahraman ya da kötü yapamazsınız. O ikisiydi. Ve biz de hem kötü hem iyiyiz.
“Stannis’ten daha iyi adamlar, daha kötü şeyler yaptılar.” Üstat Aemon Targaryen
ASOIAF tarihini ve bugünün okurken erkek-kadın demeden insanların yer yer iyi yer yer de kötü şeyler yaptığına tanık oluyoruz. Ebette ki bazı karakterler daha karanlık ve çok daha kötü şeyler yapabilirken bazı karakterler de çok daha aydınlık ve çoğu zaman iyi şeyler yapabiliyor. Yani “gri” karakterlerin en uç noktaları da seride mevcut ama bu, GRRM’in genel bakış açısını yansıtmasına asla engel olmuyor.
İlk kitaptan itibaren Jaime Lannister’a karşı genel bir nefret vardı, onun bakış açısından değil de Starkların bakış açısından kendisini okuduk ama ne zaman ki GRRM, Jaime POV’larına geçti, o zaman karakterin derinliklerine inip, özünde sandığımız kadar şeytani olmadığını; pişmanlıkları olduğunu, iyi şeyler yaptığını ama kötü şeyler yaptığını da gördük. Tabii olarak sempati geliştirdik hatta bazı okuyucular hayranı oldu.
Cersei Lannister temelde Starkların canına okuyan başat karakterlerden biri olarak “kötü” insan görünümünde olsa da onun POV’larına geçtiğimiz zaman da (Jaime kadar olmasa da) yaptıkları şeyi neden yaptığını, eğer onun yerinde olsaydık bazı şeyleri -muhtemelen- bizim de yapabileceğimiz gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Dany Targaryen ilk POV’dan itbaren sempatik, şirin bir kız çocuğu olarak önümüze serildi. Çoğu okuyucu tarafından sevildi ama Essos’ta yaptığı yıkım ve katliam gerçeği bize bir karakterin iyi de olsa kötü şeyler yapmaya gayet muktedir olduğunu gösterdi.
Stark-Lannister Savaşı’na iki taraftan ve halkın gözüyle baktığımızda kahramanlar-katiller-tecavüzcülerin var olduğunu ve iki tarafın da halka zarar verdiğini gördük. Lakin kim diyebilir ki Starklar ve Lannisterlar tamamen kötü yahut iyi? Onlar hem iyi hem kötü. Her iki tarafın da savaşmak için kendi haklı sebepleri var.

Buz ve Ateşin Şarkısı Nedir?

GRRM’in ABD’li şair Robert Frost’un Buz ve Ateş şiirinden etkilendiğini biliyoruz. Nedir o şiir?
Kimi ateştir diyor dünyanın sonu,Kimi buz.Tattığım kadarıyla tutkuyuAteşi tutanlardan yanayım ben.Ama iki kez yok olacaksa dünya,Bilirim nefretin ne olduğunBuzla da yok olur bu dünya,Hem de nasıl yok olur,Diyecek kadar.
(Şiirin çözümlemesinde booksofthelord gündeliğinden yardım aldım. Zira şiir pek alanım değil.)
Ateş tutku iken buz nefret olarak ifade ediliyor ve dünyanın bu iki yoğun duygu ile yok olabileceğini/olacağını anlatmaya çalışmış.
Nitekim çok da yanlış değil; insanların hükmetme tutkusu yahut bir şeylere/kişilere olan nefreti sürekli olarak savaşlara ve açgözlülüğe neden olduğu için dünyanın gidişatı da pek iyi durumda değil. Sadece insanlığı değil doğayı da yok etme yolunda ilerliyoruz ve bunun altında yatan temel duygu olarak; nefret ve tutku/şehvet/arzuyu (desire) koyabiliriz. Diğer her şey de bu iki duygudan doğmakta.
Bunu asoiaf’a uyarlayacak olur isek ateşi temsil eden bir hane var; Targaryen. Hatta Valyria dönemi ejderha lordlarını da dahil edersek olaya; tarihten beri ateş temsilcileri bir şeylere hükmetme arzusu yüzünden yeryüzü/toplumları ateşe veriyor.
Misal Ghiscar İmparatorluğunu “kölelik düzenine” iten şeyin, Valyria’nın ejderha lordları olduğunu biliyoruz. Onun torunları ve kültürlerin temsilcisi olan Meeren gibi şehirlerde kölelik bu sebeple başladı ama aynı kişi/ler yüzünden bu sefer de yıkımla karşı karşıyalar. Daenerys Targaryen'ın Hikaye Gelişimi
Meeren’in temel ticareti “kölelik”; bu olmadan şehirde ticaret malı çok az ve bu da yoksulluğa sebep oluyor, açlığa sebep oluyor. Ghiscar’ı köle taciri yapan şeyler; Valyria ile olan savaşta yaşadıkları felaketlerdi.Galazza Galare, Merhamet Tapınağı’nda, “İnsanlarımı köle tacirlerine dönüştüren şey felaketlerdi,” demişti Dany’ye. Ve ben de, o köle tacirlerini tekrar insana dönüştürecek olan felaketim, diye yemin etmişti Dany kendi kendine.
Diğer yandan buz tarafını temsil eden kişi/ler de Ötekiler görünüyor(fazlası muhakkak var ama biz bariz görünenlere bakalım.). Onların tarafı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz için kesin hüküm vermek güç olsa da şiire bakarak buz tarafının “nefret” duygusu ile hareket ettiğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır. Bunun sebebini bilemiyoruz elbette ama bunun için bir çok kuram üretilebilir. Ötekilerin, Sur ötesinde önüne geleni acımadan öldürüp, ordusuna katarak ilerlediğini biliyoruz. Bu sıcak kanlı canlı türüne karşı bir sevgi beslemediği aşikar.
Özetle buz ve ateş, yakıp yıkarak ilerliyor ve ikisinin de amacı birbirini yok etmek gibi görünüyor.
Serinin ismi olan “şarkı” ve seri içinde sık sık tekrar eden “dans” mecazı da zaten savaşı ve ölümü ifade eden tabirler.(Su Dansı vb. gibi şeyler.)
Buz ve Ateşin aynı zamanda seride mecaz olarak ölüm ve yaşamın savaşı olduğuna dair de bir yazım var. Okumamış olanlar için; Buz ve Ateşin Şarkısı: "Mitler,Efsaneler ve Demonik Varlıklar" - 1 3 (Uzun Gece maddesini bakabilirsiniz. )

Tarafını Seç?

Kim iyi kim kötü? Kimin tarafında yer almak gerekir?Haneler ve kişiler arası olan savaşı geçtik, tamam. Hepimizin bir tarafı var. Peki, R’hllor ve Büyük Öteki Savaşına gelelim, yani buz ve ateşin savaşına. İyi kim, kötü kim?
Aslında buna cevap olarak bir üstteki yazılar yeterli diye düşünsem de GRRM’in hikayelere bakışını gözler önüne sermek daha somut bilgi olacak.
Much as I admire Tolkien, and I do admire Tolkien — he’s been a huge influence on me, and his Lord of the Rings is the mountain that leans over every other fantasy written since and shaped all of modern fantasy — there are things about it, the whole concept of the Dark Lord, and good guys battling bad guys, Good versus Evil, while brilliantly handled in Tolkien, in the hands of many Tolkien successors, it has become kind of a cartoon. We don’t need any more Dark Lords, we don’t need any more, “Here are the good guys, they’re in white, there are the bad guys, they’re in black. And also, they’re really ugly, the bad guys.”
"Tolkien’i takdir ediyorum ve hayranım… Onun üstümde büyük bir etkisi var ve onun Yüzüklerin Efendisi, o zamandan beri yazılan tüm fantezilerin üzerine eğilen ve tüm modern fantazileri şekillendiren bir dağdır. Onun hakkında şöyle bir şey var; tüm o Karanlık Lord fikri ve iyi adamlar kötü adamlarla savaşıyor; iyi ve kötünün savaşı… Tolkien bunu harika bir şekilde halletti ama bir çok Tolkien halefinin elinde de (bu iyi-kötü savaşı meselesi) çizgi film haline geldi. Artık Karanlık Lord’lara ihtiyacımız yok, artık ‘işte iyi adamlar, onlar beyaz ve kötü adamlar var, onlar da siyah. Ve ayrıca onlar gerçekten çirkin kötü adamlar.’ şeyine de ihtiyacımız kalmadı."
Bu ifadeleri biraz daha açmak gerekirse GRRM artık iyi-kötü adam savaşının anlatıldığı hikayelerden bunalmış ve değişikliğe gidilmesi gerektiğine inanıyor. Artık iyi adamların karşısına çıkartılacak kötü siyah çirkin adamlara ihtiyacımız yok. Bizim harika ve kötü işler yapabilecek insanların, birbiriyle olan hikayesine ihtiyacımız var. Çirkin ve uğursuz görülen bir cüceden geleneksel bir hikayede de kötülük bekleriz ama asoiaf’ta Tyrion gibi şekilsiz bir karakter hem iyi hem kötü şeyler yapabilen; okuyucunun sevgisini ve hayranlığını kazanmış bir karaktere dönüşür. Yahut Joffrey gibi çok güzel görünen bir karakterin de iğrenç işler yapan, kötülük beklediğimiz bir karaktere dönüşmesi… Hiç şüphe yok ki çok daha gerçekçi karakterlerle karşı karşıyayız. Zira kendi yaşantımızda tüm bunlarla karşılaşıyoruz.
Ruling is hard. This was maybe my answer to Tolkien, whom, as much as I admire him, I do quibble with. Lord of the Rings had a very medieval philosophy: that if the king was a good man, the land would prosper. We look at real history and it’s not that simple. Tolkien can say that Aragorn became king and reigned for a hundred years, and he was wise and good. But Tolkien doesn’t ask the question: What was Aragorn’s tax policy? Did he maintain a standing army? What did he do in times of flood and famine? And what about all these orcs? By the end of the war, Sauron is gone but all of the orcs aren’t gone – they’re in the mountains. Did Aragorn pursue a policy of systematic genocide and kill them? Even the little baby orcs, in their little orc cradles? The war that Tolkien wrote about was a war for the fate of civilization and the future of humanity, and that’s become the template. I’m not sure that it’s a good template, though. The Tolkien model led generations of fantasy writers to produce these endless series of dark lords and their evil minions who are all very ugly and wear black clothes. But the vast majority of wars throughout history are not like that.
" Karar vermek zor. Bu belki de ona hayran olduğum kadar kendimle başa çıkabildiğim şekilde Tolkien’e cevabımdı. Yüzüklerin Efendisi oldukça orta çağ tarzında bir felsefeye sahipti: Kral iyi bir insan ise, topraklar gelişirdi. Gerçek tarihe bakıyoruz ve o kadar basit olmadığını görüyoruz. Tolkien, Aragorn’in kral olduğunu ve yüz yıl boyunca hüküm sürdüğünü ve bilge ve iyiydi biri olduğunu söyleyebilir. Ancak Tolkien şu soruyu sormuyor: Aragorn’in vergi politikası neydi? Orduyu muhafaza edebildi mi? Sel ve kıtlık zamanlarında ne yaptı? Peki ya tüm bu orklar? Savaşın sonunda, Sauron gitti, ama tüm orklar gitmedi - dağlardalar. Aragorn sistematik soykırım politikası izleyip onları öldürdü mü? Küçük bebek orkları, küçük ork beşiklerinde bile? Tolkien’in yazdığı savaş, medeniyetin kaderi ve insanlığın geleceği için bir savaştı ve bu da şablon haline geldi. Yine de iyi bir şablon olduğundan emin değilim. Tolkien modeli, nesiller boyunca bitmek bilmeyen karanlık efendiler ve onların kötülüklerini yapan ve siyah kıyafetler giyen şeytan köleleri üreten fantezi yazarlarının üretilmesine öncülük etti. Ancak tarih boyunca savaşların büyük çoğunluğu böyle değildir."
Yine burada bir “karanlık lord” ve “kötü adam/taraf” konusunda bir eleştiri söz konusu var. Orklar kötü siyah adamlar ama bebekleri de öyle mi? Onları da öldürür müydünüz? Gerçek hayatta böyle mi yoksa savaşın iki tarafında da iyi kötü insanlar var mı? Yani ne olursa olsun savaşın iki yanı da tamamen iyi ve tamamen kötü değildir; şeytan hiç değildir.
Bu görüşten yola çıkarak ortada saf kötü ve saf iyi beklemek manasız oluyor. Bu yüzden ne R’hllor ne de Büyük Öteki tarafı için tamamen iyi veya tamamen kötü diyemeyiz. Haliyle “taraf” seçmek isteyenler de bu kararı kendi değer, beklenti ve arzularına göre yapmak zorunda kalacak. Ateşi tarafında olan insanlar gibi buzun tarafında olan insanlar ve haneler de olacak.
Buz ya da ateşin liderleri/şampiyonları sıradan halklatarafsızlar için bir kurtarıcı/kahraman olmayacak. Bir AA çıkıp, kötülükler efendisini yenip yeryüzüne aydınlık saçmayacak, iyilik saçmayacak. Aslında mantık kurarsak iki savaştan hangisi kazanırsa kazansın durum pek iç açıcı olamaz; bitmeyen yaz ve bitmeyen kış güzel kavramlar değil. Buz ve Ateşin Şarkısı "Şampiyonlar"
Bizim denge unsuruna ihtiyacımız var; iki tarafın savaşına son verip, barış yapacak birine. Tutku ve nefret ile hareket etmeyen, bu iki kötü duyguyu sonsuza kadar(en azından uzunca yıllar) bastırabilecek birine ihtiyacımız var. Asoiaf’ta barış ve sükunet ancak o zaman mümkün olabilir.
Ya siz ne düşünüyorsunuz?
Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.15 21:35 snowieez Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?
En baştan uyarayım, biraz fazla uzun bir yazı. Feanor ve Fingolfin olmak üzere iki parta ayrılıyor. :D Bu ve Orta Dünya ile alakalı diğer yazılarım için uzun zaman önce açtığım bloğa bakabilirsiniz. İsteyenlere link; http://middle-earthh.blogspot.com/2015/02/feanor-ve-fingolfin.html

Feanor

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir.
Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış.
O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş.

https://preview.redd.it/ojegavwik4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=21156a67a1266aa7ce75f0bd48b1ac0399d51581
Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır.
Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı.

https://preview.redd.it/tlyesnhjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=4f32cf7f6c4a4ca6c812ce2c686cc80b72bb35b4
Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi…
Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.
Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi.
https://preview.redd.it/m2ryv2vjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=179407ad3b01f365d4918f32213df17e91eb8230
Feanor ve Silmariller

Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti.
Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi.
…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü.
Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur.
Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir…

https://preview.redd.it/yibvltdqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=af62b196aceb14ab414a3aa4a93a6069915b6edc
Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri;
"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun."
Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar.

Mandos'un kehaneti
"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.
"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu"
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı...
https://preview.redd.it/h35aj6tqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=8cae07d7951c9653eaab65e365ecd81c7ec963b6

Fingolfin

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.
Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.
Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.
Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

https://preview.redd.it/zfmgkfnfl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=50fa52d99013d2f56aea2c039e7df37b601720a2
Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.
Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”
Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı.
Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.
Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”
Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi.
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”
Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.
Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi:
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.
Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.
Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.
https://preview.redd.it/v6d84q7gl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=feaf04dc6ba2dcfa6670080b26ddb4feeee7b251
Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.
Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”
Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”
“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.
Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.
Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı.
O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğullarının Yemini
Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.
Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.
Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

İlk Akraba Kıyımı
Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.
Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.
Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.
Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.
Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Gemilerin ateşe verilmesi
Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.
https://preview.redd.it/yr6b72w0m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=966f09377643fbe3dae865784f7101b7f44daeeb
Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.
https://preview.redd.it/o046fa11m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=f37f2a47663673c5ab1d08d864c4b814aad87d34
Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.
Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.
İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.
O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.
Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.
https://preview.redd.it/9tmb73p1m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=730de8ae108b9205fdd9e772605896e9d63fcce5
Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.
Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.
Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

https://preview.redd.it/qdevp9rym4551.png?width=557&format=png&auto=webp&s=d9e52034e62006fd7c3510b3cb00f2419b801227
Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.
Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.
Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.
https://preview.redd.it/ewmd1r12m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=6be42301b2d11bd94024210a7d680dea6a132f16

Sonuna kadar okuyan varsa teşekkürler, hakkında bilgi paylaşmamı istediğiniz-merak ettiğiniz bir şeyler varsa isteyin, sorun.
submitted by snowieez to KGBTR [link] [comments]


2020.05.25 23:16 karanotlar Noam Chomsky: “Hep bahsettiğimiz sınıf savaşı şu anda oluyor”

Dilbilimci ve entelektüel Noam Chomsky, ABD Trump yönetimine yönelik eleştirilerini aktararak ABD'nin küresel koronavirüs pandemisine karşı tutumu hakkında şöyle dedi: "Tanımlaması zor bir sadizm seviyesi".
Canada’s National Observer Genel Yayın Yönetmeni Linda Solomon-Wood ile çevrimiçi olarak Zoom görüşmesi yapan Noam Chomsky, gündeme ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.Öne çıkan başlıkları sizler için derledik.
NEOLİBERALİZM’DE COVID-19’A MARUZ KALAN KUSURLULAR
Görüşmenin ana gündemi Koronavirüs salgını ve ABD yönetiminin ortaya koyduğu uygulamalardı.Chomsky Amerika’nın COVID-19 krizine karşı, karmaşık ve tutarsız müdahalesinden bahsederken “her zaman bahsini ettiğimiz sınıf savaşı şu anda işliyor” dedi ve ekledi:
“Şimdi dünyadaki 5 milyon vakanın dörtte birini oluşturan ve yaklaşık 100 bin can kaybının olduğu ABD’de salgın eşitsizliği artırdı. Hapishanelerdeki mahkumlar hastalıklara karşı korunmak için sabun ve tuvalet kağıdını kendileri almak zorunda kalıyor. Ancak zengin ve varlıklı milyonlarca insan virüsten kurtuldu. Bu kriz zamanında bile Cumhuriyetçi liderler büyük şirketleri kurtarırken Demokrat eyaletlerdeki seçmenler ekonomik acılar çekiyor. Senato’sunda çoğunluk lideri olan Mitch McConnell, bu politikaların mimarı. O, yönetimdeki gerçek şeytani dahi. Teşvik programının mavi eyaletlere para veremeyeceğini söyledi. ”New York gibi Demokratlara oy veren yerler için para yok” dedi. McConnell’e göre bunun nedeni gelecek nesillerin devlet tarafından yapılan hataların bedelini ödemeyecek olmasıdır. ”Çok para harcamak istiyorlarsa biz bunun bedelini ödemeyeceğiz ” diyor. Öyleyse kime para verdiğimize bakalım. Geçen yıl havayolu şirketleri gibi süper kârlar elde etmesine rağmen bunu tüketicilerin yararına çevirmeyen hatta endüstriyi geliştirmek için değil, yatırımcılar için para toplayan şirketlere bakalım.”
DEVLETLER İÇİN KRİZDEN ÇIKIŞIN İKİ YOLU VAR: FAŞİZM VEYA LİBERALİZM
“Olağan sınıf savaşının salgın sırasında tüm hızıyla devam ettiğini ve güçlülerin zengin ve fakir arasındaki boşluğu her zamankinden daha belirgin hale getirmek için çalıştığını” söyleyen Noam Chomsky Amerika’daki ekonomik ve politik manzaranın nasıl değişebileceğine de değindi. 1930’lar ve bugün arasında paralellikler olduğunu vurgulayan Chomsky ayrıca “hem Büyük Buhran’ın hem de COVID-19 salgınının krizi aşmak açısından toplumlara nasıl keskin bir seçenek sunduğunu” karşılaştırdı:
“Büyük Buhran büyük bir etkiye sahipti, aslında bundan çok daha kötüydü ve iki çıkış yolu vardı: “Birinci çıkış yolu faşizmdi. Dünyanın birçok yerine yayıldı. Bir başka yol da temelde New Deal* tarzı, refah devleti tarzı demokrasi ve liberalizmdi. Amerika Birleşik Devletleri (1930’larda) ikinci yolu seçti. Bunlar iki çıkış yoluydu ve şimdi de aynı durumdayız.”
YAKLAŞAN İKLİM KRİZİ
Chomsky iklim krizine ilişkin ise “Kızgın yağ yanığı olan bir yarayı ateşe basmak gibi insanlık acı verici bir iklim değişikliği sorunuyla yüzleşmek zorunda kalacaktır” dedi ve ekledi:
“Kutuplardaki buzulların erimesinden, deniz seviyelerindeki yükselmeden ve küresel ısınmanın diğer son derece zararlı sonuçlarından kaçmayacağız. Dünyanın süper güç ülkesi ABD, krizi daha da şiddetlendirmek isteyen birinin, aslında bir partinin elindedir. Gelecek krizin çok yakında ve olabildiğince şiddetli olmasını bu konuyla (pandemiyle) bağdaştırıyorlar. Bunun olmasını istiyorsak, izleyebilir ve tepki vermeyebiliriz. Kanada bu konuda suçsuz. “
Chomsky, bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın en büyük insanlık suçundan bile daha felaket bir ölümle sonuçlanabilecek durum için imkan yarattığını söyledi.:
“Hitler belki de insanlık tarihinin en büyük suçlusu. Ailemi, Slavları, Romanları, eş cinselleri öldürdü. Ama Trump ne yapmak istiyor? Organize edilmiş tüm insan yaşamı için beklentileri yakın gelecek için yok etmek istiyor. Fosil yakıtların kullanımını en üst düzeye çıkarmak, bu tehlikeyi azaltabilecek veya kısıtlayabilecek düzenlemelerin önünü kesmek anlamına geliyor.”
Dilbilimci aydın Noam Chomsky ayrıca bu yolda devam etmek isteyen insanların, krizi azaltmanın yollarını ciddi bir şekilde incelemek yerine ondan kazanç sağlamaya çalıştıklarını belirtti.
HALKIN ROLÜ
En iyi ihtimalle Chomsky, kıyametin kaçınılmaz olmadığını ve insanların ilgilerini popülist, organize hareketlere çevirebileceğini söyledi:
“Geçmişte çok daha zor şeyler yaptık. Aktivist hareketler, STK çalışmaları, kölelik karşıtlığı, kadın hareketi ve savaş karşıtı hareket ülkeleri büyük ölçüde değiştirdi. 50 yıl önce bile olduğumuz gibi değiliz. Çok daha medenileşmiş toplumlarız. Fosil yakıt endüstrisine bakın, petrol fiyatlarına bir göz atın: ABD, Kanada ve diğerleri sadece endüstrileri sosyalleştirebilir, maliyetli olmayan insanları satın alabilir ve işten çıkarabilir. Bir gün içinde yapamazsın ama sahip olduğun kaynakları sürdürülebilir enerjiyi geliştirmeye ayırabilirsin, ne kadar sürer? Çok iyi ekonomistler tarafından ne kadar olacağına dair dikkatli tahminler var. Temelde muazzam çevresel krizi kontrol altına alacak politikalar yürütmenin maliyeti ne kadar olacak zaten.”
Ayrıca Chomsky böyle büyük bir değişikliğin, 2. Dünya Savaşı sırasında gereken seferberliğin sadece küçük bir yüzdesini kapsayacağını, böylece tamamen yerine getirilebilir programlar olduğunu vurguladı.
GENÇLİK YAPISAL DEĞİŞİKLİKLERİN ANAHTARINI ELİNDE TUTUYOR
Bir saatlik video konuşma boyunca National Observer izleyicileri Chomsky’e sorular yöneltti. Sorulardan biri, yeni neslin neler yapabileceğiydi. Chomsky, gençlerin aslında bugün dünyadaki değişimlerin liderleri ve ana itici güçleri olduğu cevabını verdi.
Chomsky, “Trump ve türevleri tarafından dünyanın yok edilmesini önlemek için ön cephede kimin olduğuna bir bakın: Gençler” diyerek şöyle devam etti: “Geçen Ekim ayındaki iklim değişikliğine bir bakın. Ön cephede kimler vardı? Gençler.”
ABD Başkanı Donald Trump’ın konuşmasını 16 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’ün izlediği Davos, İsviçre’deki Dünya Ekonomik Forumu toplantısında dramatik andan bahsetti. Yaklaşmakta olan iklim krizini tanımlayan “doğru, dikkatli” bir konuşma yaptığını belirterek Thunberg hakkında övgüyle bahsetti: “İklim Grevi sessizce sona erdi, ancak oradaki (Davos) insanlar herhangi bir yaşam umudumuz varsa da yok ediyorlar.”
İklim Krizi’ne karşı Thunberg gibi gençlerin ve 14 yaşındaki izleyicisinin devletlerin politikalarını değiştirme gücüne sahip olduklarını belirten Chomsky “dünyası yok edilen Greta Thunberg’ler ve 14 yaşındakiler dünyayı kurtarmaya çalışıyor, eski nesil ise onlara ihanet ediyor” dedi.
https://malummedya.com/noam-chomsky-hep-bahsettigimiz-sinif-savasi-su-anda-oluyo
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.21 16:39 31_kebab_31 21 Nisan 2020 Hain Darbe Bildirgesi

Merhaba. Bu gönderi diğerlerinden biraz farklı olacak. Bunu herkese bir şey duyurmak için yazmıyorum. Birisine bir şey söylemek istediğimden, ve herkesin ne söylediğimi bilmesini istediğim için yazıyorum. u/31_kebab_31'e.
  1. Sıkıntının Kaynağı Bu bir açık mektup olduğu için ve aranızda bilmeyenler olabileceği için açıklıyorum. Sıkıntının kaynağını biliyorsanız sonraki bölüme geçebilirsiniz. u/31_kebab_31 yani bu subredditin kurucusu ve baş moderatörü, diğer kurduğu subreddit olan tamamahbapengelli'de bir moderatöre haksızlık yaptı. 14 Nisan 2020'de millî uyruğu Türk olmadığı için muhtemelen Türkçe konuşan subredditlerdeki en iyi moderatörü attı. tamamahbapengelli topluluğu kendisine o moderatörü ( u/TheFlatherMan veya "Sans Admin") geri almasını talep etti ama u/31_kebab_31 bu önerileri dinlemedi.
u/TheFlatherMan'in moderatör olduğu gün (1 Kasım 2019) subredditte 2761 abone vardı, atıldığı gün (14 Nisan 2020) ise 6255 abone vardı. "Sans" admin'in katkılarını sadece bu sayılarla ölçemeyiz. İsteyen herkes tamamahbapengelli'ye gidip (onun hakkında gönderi paylaşmak orada yasak olsa da) arkasında bıraktığı mirasa bakabilir.
Benim kopyamakarna topluluğuna katıldığım gün (ana hesabımdaki ilk paylaşımın yapıldığı tarih olan 22 Aralık 2018) subredditte 289 abone vardı, moderatör olduğum gün (28 Haziran 2019) subredditte 1543 abone vardı, bugün ise 4182 abone var. Çoğunuz beni "Sans Admin" kadar sevmeseniz de bu subredditte de tek aktif moderatör benim. Subredditte 7 moderatör var ama sadece ben aktif ve tutarlı şekilde moderatörlük yapıyorum.
u/TheFlatherMan'ın doğruladığı kadarıyla u/31_kebab_31, tamamahbapengelli'de de tıpkı burada olduğu gibi sadece post pinlemekten başka bir şey yapmıyormuş. Gerçi hakkını yemememiz gerekiyor. u/31_kebab_31'in haksız yere gönderi silip insan banladığı da oldu bu subredditte.
Kurallarda belirtildiği üzere, "META" olarak işaretlenen gönderiler Kural 3'ten muaftır. Ancak u/31_kebab_31, kendisini eleştirdiği için "Sans Admin Adamın Dibidir!!!" başlıklı bu gönderiyi sildi. Kendisini eleştiren yorum bıraktığı için u/Kayra5138'i sonsuz süreyle yasakladı. Bu adam size de haksızlık yapıyor, üstelik bunu bile bile yapıyor.
Bu yüzden, u/31_kebab_31, senden bazı şeyler rica ediyorum.
  1. Taleplerim tamamahbapengelli'de u/TheFlatherMan'dan özür dileyeceksin. u/TheFlatherMantamamahbapengelli moderatörü yapacaksın. u/TheFlatherMan'ın üstündeki bütün tamamahbapengelli moderatörlerini ( u/The_Lobster_, u/Traveling_Turkey, u/unhombresinnombre ve u/Uncle_Jalepeno) çıkaracaksın. Bu moderatörlerin subredditte aktif olmadığı not edilmelidir. Moderatör olmaları Reddit Moderator Guidelines'a göre zaten uygun değildir. Daha sonrasında sen de tamamahbapengelli moderatörlüğünden çekileceksin. (Kısaca: Baş moderatör haklı olarak u/TheFlatherMan olacak.) u/CummyBot2023'ün üstündeki bütün kopyamakarna moderatörlerini ( u/Dovahkiin3641, u/The_Lobster_ ve u/Uncle_Jalepeno) çıkaracaksın. Bu moderatörlerin subredditte aktif olmadığı not edilmelidir. Moderatör olmaları yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı zaten uygun değildir. Daha sonrasında sen de kopyamakarna moderatörlüğünden çekileceksin. (Kısaca: Baş moderatör haklı olarak u/CummyBot2023 olacak.)
  2. Taleplerimin Reddinin Sonuçları Yukarıdaki taleplerimin herhangi birinin reddi sonucunda kopyamakarna moderatörlüğünden çekilmeye, u/CummyBot2023'ün yaptığı bütün geçmiş yorumların silindiğinden ve gelecekte yorum yapmasının durdurulduğundan emin olmaya, u/KopyaFinder3000'in yaptığı bütün geçmiş yorumları silmeye hazırım. kopyamakarna2 isminin de güvenilir kişilerce rezerve edildiğini bildirmek istiyorum.
Taleplerimin yapmış olduğun haksızlığı düzeltmekten başka bir şey olmadığını tanımanı rica ediyorum. Bunları kabul ederek herkese kendinin ne kadar büyük bir insan olduğunu göstereceksin. Reddedersen, veya bu duyurunun susturulmasını sağlarsan insanların sana yaptığı haksız bir moderatör olduğun eleştirisini doğrulayacağını da unutma. Doğru seçimi yapmanı temenni ediyorum.
Not: Bu bildiri kopyamakarna subredditinde, u/KopyaFinder3000 profilinde, u/CummyBot2023 profilinde yayınlanacak ve sabitlenecek. kopyamakarna subredditine yayınlanan bu bildirinin altına bırakılan yorumlara, tuttukları tarafa bakılmaksızın kopyamakarna kurallarına göre muamele yapılacak. ​
submitted by 31_kebab_31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.21 15:17 CummyBot2023 Bir açık mektup

kopyamakarna'da yapılan bu bildirinin birebir aynısıdır.
Merhaba. Bu gönderi diğerlerinden biraz farklı olacak. Bunu herkese bir şey duyurmak için yazmıyorum. Birisine bir şey söylemek istediğimden, ve herkesin ne söylediğimi bilmesini istediğim için yazıyorum. u/31_kebab_31'e.

1. Sıkıntının Kaynağı

Bu bir açık mektup olduğu için ve aranızda bilmeyenler olabileceği için açıklıyorum. Sıkıntının kaynağını biliyorsanız sonraki bölüme geçebilirsiniz. u/31_kebab_31 yani bu subredditin kurucusu ve baş moderatörü, diğer kurduğu subreddit olan tamamahbapengelli'de bir moderatöre haksızlık yaptı. 14 Nisan 2020'de millî uyruğu Türk olmadığı için muhtemelen Türkçe konuşan subredditlerdeki en iyi moderatörü attı. tamamahbapengelli topluluğu kendisine o moderatörü ( u/TheFlatherMan veya "Sans Admin") geri almasını talep etti ama u/31_kebab_31 bu önerileri dinlemedi.
u/TheFlatherMan'in moderatör olduğu gün (1 Kasım 2019) subredditte 2761 abone vardı, atıldığı gün (14 Nisan 2020) ise 6255 abone vardı. "Sans" admin'in katkılarını sadece bu sayılarla ölçemeyiz. İsteyen herkes tamamahbapengelli'ye gidip (onun hakkında gönderi paylaşmak orada yasak olsa da) arkasında bıraktığı mirasa bakabilir.
Benim kopyamakarna topluluğuna katıldığım gün (ana hesabımdaki ilk paylaşımın yapıldığı tarih olan 22 Aralık 2018) subredditte 289 abone vardı, moderatör olduğum gün (28 Haziran 2019) subredditte 1543 abone vardı, bugün ise 4182 abone var. Çoğunuz beni "Sans Admin" kadar sevmeseniz de bu subredditte de tek aktif moderatör benim. Subredditte 7 moderatör var ama sadece ben aktif ve tutarlı şekilde moderatörlük yapıyorum.
u/TheFlatherMan'ın doğruladığı kadarıyla u/31_kebab_31, tamamahbapengelli'de de tıpkı burada olduğu gibi sadece post pinlemekten başka bir şey yapmıyormuş. Gerçi hakkını yemememiz gerekiyor. u/31_kebab_31'in haksız yere gönderi silip insan banladığı da oldu bu subredditte.
Kurallarda belirtildiği üzere, "META" olarak işaretlenen gönderiler Kural 3'ten muaftır. Ancak u/31_kebab_31, kendisini eleştirdiği için "Sans Admin Adamın Dibidir!!!" başlıklı bu gönderiyi sildi. Kendisini eleştiren yorum bıraktığı için u/Kayra5138'i sonsuz süreyle yasakladı. Bu adam size de haksızlık yapıyor, üstelik bunu bile bile yapıyor.
Bu yüzden, u/31_kebab_31, senden bazı şeyler rica ediyorum.

2. Taleplerim

  1. tamamahbapengelli'de u/TheFlatherMan'dan özür dileyeceksin.
  2. u/TheFlatherMantamamahbapengelli moderatörü yapacaksın.
  3. u/TheFlatherMan'ın üstündeki bütün tamamahbapengelli moderatörlerini ( u/The_Lobster_, u/Traveling_Turkey, u/unhombresinnombre ve u/Uncle_Jalepeno) çıkaracaksın. Bu moderatörlerin subredditte aktif olmadığı not edilmelidir. Moderatör olmaları Reddit Moderator Guidelines'a göre zaten uygun değildir. Daha sonrasında sen de tamamahbapengelli moderatörlüğünden çekileceksin. (Kısaca: Baş moderatör haklı olarak u/TheFlatherMan olacak.)
  4. u/CummyBot2023'ün üstündeki bütün kopyamakarna moderatörlerini ( u/Dovahkiin3641, u/The_Lobster_ ve u/Uncle_Jalepeno) çıkaracaksın. Bu moderatörlerin subredditte aktif olmadığı not edilmelidir. Moderatör olmaları yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı zaten uygun değildir. Daha sonrasında sen de kopyamakarna moderatörlüğünden çekileceksin. (Kısaca: Baş moderatör haklı olarak u/CummyBot2023 olacak.)

3. Taleplerimin Reddinin Sonuçları

Yukarıdaki taleplerimin herhangi birinin reddi sonucunda kopyamakarna moderatörlüğünden çekilmeye, u/CummyBot2023'ün yaptığı bütün geçmiş yorumların silindiğinden ve gelecekte yorum yapmasının durdurulduğundan emin olmaya, u/KopyaFinder3000'in yaptığı bütün geçmiş yorumları silmeye hazırım. kopyamakarna2 isminin de güvenilir kişilerce rezerve edildiğini bildirmek istiyorum.
Taleplerimin yapmış olduğun haksızlığı düzeltmekten başka bir şey olmadığını tanımanı rica ediyorum. Bunları kabul ederek herkese kendinin ne kadar büyük bir insan olduğunu göstereceksin. Reddedersen, veya bu duyurunun susturulmasını sağlarsan insanların sana yaptığı haksız bir moderatör olduğun eleştirisini doğrulayacağını da unutma. Doğru seçimi yapmanı temenni ediyorum.

Not:


- u/KopyaFinder3000, u/CummyBot2023, u/TheFlatherMan
submitted by CummyBot2023 to u/CummyBot2023 [link] [comments]


2020.04.21 15:14 KopyaFinder3000 Bir açık mektup

kopyamakarna'da yapılan bu bildirinin birebir aynısıdır.
Merhaba. Bu gönderi diğerlerinden biraz farklı olacak. Bunu herkese bir şey duyurmak için yazmıyorum. Birisine bir şey söylemek istediğimden, ve herkesin ne söylediğimi bilmesini istediğim için yazıyorum. u/31_kebab_31'e.

1. Sıkıntının Kaynağı

Bu bir açık mektup olduğu için ve aranızda bilmeyenler olabileceği için açıklıyorum. Sıkıntının kaynağını biliyorsanız sonraki bölüme geçebilirsiniz. u/31_kebab_31 yani bu subredditin kurucusu ve baş moderatörü, diğer kurduğu subreddit olan tamamahbapengelli'de bir moderatöre haksızlık yaptı. 14 Nisan 2020'de millî uyruğu Türk olmadığı için muhtemelen Türkçe konuşan subredditlerdeki en iyi moderatörü attı. tamamahbapengelli topluluğu kendisine o moderatörü ( u/TheFlatherMan veya "Sans Admin") geri almasını talep etti ama u/31_kebab_31 bu önerileri dinlemedi.
u/TheFlatherMan'in moderatör olduğu gün (1 Kasım 2019) subredditte 2761 abone vardı, atıldığı gün (14 Nisan 2020) ise 6255 abone vardı. "Sans" admin'in katkılarını sadece bu sayılarla ölçemeyiz. İsteyen herkes tamamahbapengelli'ye gidip (onun hakkında gönderi paylaşmak orada yasak olsa da) arkasında bıraktığı mirasa bakabilir.
Benim kopyamakarna topluluğuna katıldığım gün (ana hesabımdaki ilk paylaşımın yapıldığı tarih olan 22 Aralık 2018) subredditte 289 abone vardı, moderatör olduğum gün (28 Haziran 2019) subredditte 1543 abone vardı, bugün ise 4182 abone var. Çoğunuz beni "Sans Admin" kadar sevmeseniz de bu subredditte de tek aktif moderatör benim. Subredditte 7 moderatör var ama sadece ben aktif ve tutarlı şekilde moderatörlük yapıyorum.
u/TheFlatherMan'ın doğruladığı kadarıyla u/31_kebab_31, tamamahbapengelli'de de tıpkı burada olduğu gibi sadece post pinlemekten başka bir şey yapmıyormuş. Gerçi hakkını yemememiz gerekiyor. u/31_kebab_31'in haksız yere gönderi silip insan banladığı da oldu bu subredditte.
Kurallarda belirtildiği üzere, "META" olarak işaretlenen gönderiler Kural 3'ten muaftır. Ancak u/31_kebab_31, kendisini eleştirdiği için "Sans Admin Adamın Dibidir!!!" başlıklı bu gönderiyi sildi. Kendisini eleştiren yorum bıraktığı için u/Kayra5138'i sonsuz süreyle yasakladı. Bu adam size de haksızlık yapıyor, üstelik bunu bile bile yapıyor.
Bu yüzden, u/31_kebab_31, senden bazı şeyler rica ediyorum.

2. Taleplerim

  1. tamamahbapengelli'de u/TheFlatherMan'dan özür dileyeceksin.
  2. u/TheFlatherMantamamahbapengelli moderatörü yapacaksın.
  3. u/TheFlatherMan'ın üstündeki bütün tamamahbapengelli moderatörlerini ( u/The_Lobster_, u/Traveling_Turkey, u/unhombresinnombre ve u/Uncle_Jalepeno) çıkaracaksın. Bu moderatörlerin subredditte aktif olmadığı not edilmelidir. Moderatör olmaları Reddit Moderator Guidelines'a göre zaten uygun değildir. Daha sonrasında sen de tamamahbapengelli moderatörlüğünden çekileceksin. (Kısaca: Baş moderatör haklı olarak u/TheFlatherMan olacak.)
  4. u/CummyBot2023'ün üstündeki bütün kopyamakarna moderatörlerini ( u/Dovahkiin3641, u/The_Lobster_ ve u/Uncle_Jalepeno) çıkaracaksın. Bu moderatörlerin subredditte aktif olmadığı not edilmelidir. Moderatör olmaları yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı zaten uygun değildir. Daha sonrasında sen de kopyamakarna moderatörlüğünden çekileceksin. (Kısaca: Baş moderatör haklı olarak u/CummyBot2023 olacak.)

3. Taleplerimin Reddinin Sonuçları

Yukarıdaki taleplerimin herhangi birinin reddi sonucunda kopyamakarna moderatörlüğünden çekilmeye, u/CummyBot2023'ün yaptığı bütün geçmiş yorumların silindiğinden ve gelecekte yorum yapmasının durdurulduğundan emin olmaya, u/KopyaFinder3000'in yaptığı bütün geçmiş yorumları silmeye hazırım. kopyamakarna2 isminin de güvenilir kişilerce rezerve edildiğini bildirmek istiyorum.
Taleplerimin yapmış olduğun haksızlığı düzeltmekten başka bir şey olmadığını tanımanı rica ediyorum. Bunları kabul ederek herkese kendinin ne kadar büyük bir insan olduğunu göstereceksin. Reddedersen, veya bu duyurunun susturulmasını sağlarsan insanların sana yaptığı haksız bir moderatör olduğun eleştirisini doğrulayacağını da unutma. Doğru seçimi yapmanı temenni ediyorum.

Not:


- u/KopyaFinder3000, u/CummyBot2023, u/TheFlatherMan
submitted by KopyaFinder3000 to u/KopyaFinder3000 [link] [comments]


2020.04.03 02:20 sarapkadehi Dünya, seni kararlarının cehennemine sürükler.

Yanlış kararlar, Ne yapsam diye düşünmek Acaba doğru yol bu mu? Diye iç geçirmek Hayatta çıkmazlar vardır Çıkmaz bi yerdeyim. Çıkmaz bi sokak İstememek kelimesini tanıyorum. Hayatım ne olacak? Hayatımdan bir yıl mı gidecek yoksa bu bı tecrübe mi? Evet öyle başarıya gerçek öğrenmeye nasıl ulaşılir bunu öğrendin Kendi kendime mi konuşuyorum hayır Sadece bildiğim şeyleri birleştiriyorum Hayat güzel Onu sevmek gerekmez mi Yarın yeni bı gün değil mi Neden kötü olmalı Neden hayat başkalarının şekillendirdiği gibi olmalı Bu hayat benim değil mi Herşey para mıdır Değildir dimi Değildir Hayatını sorgula Hayat senindir Bı kere yaşayacaksin Bir kere Bence çok daha iyisi olabilirsin Evet evet sen Gerçekten olursun Neden olmazsın ki Ne olmaz yapar seni Kendini kistirdigin minik fanusun mu Yoksa insanların senin hakkındaki düşünceleri mi Hangisi seni daha olmaz yapar Neden olur olmazdır Olur neden olur olamaz bi turlu Bu kelime neden hayat kadar canlı durmaz cümlelerde Neden herkes umutsuz Neden kimse yeşilleri kırmızıları göremiyor Hayatın rengi gri midir? Yoksa insanların renksiz gözlükleri mi vardır. Neden toplum bizi çekindirir kendinden Risk almak çok mu zordur Risk almak kaybetmek mi demektir Yoksa acizlik mi? Neden sıradan olmayanlar sevilmez Farklısındır herkesle aynı olman istenir Senden değişmen Belirli kalıplarda belirli standartlara uymanı istenir Senin kim olduğun nelerden hoşlandığın Seni farklı yapanın ne olduğu Hiç kimse için önemli değildir. Sıradanlık; kabul gören şey olmak Sizi gerçek yapar zannederler Gerçek sizsiniz. Gerçek içinizde bı yerlerde Herkesin doğruları vardır Herkes doğrularını bulamaz Bu yüzden herkes başarılı değildir Bazıları o doğruları görür ve parlar Kimse onların gerçekler hakkında fikirlerini bilmez Gerçeği kabullenmek kendinizi kabullenmektir Topluma esir düşen kendine yenik düşmüştür.
-Hayal dünyasında yaşayan birisi
submitted by sarapkadehi to u/sarapkadehi [link] [comments]


2020.02.23 08:38 bariscsknr Bohem Bir İlişkinin Yıkıcı Ayrılık Parodisi - 2. Perde (TRAGEDYA)

OLAY BİR EVDE GEÇMEKTEDİR. K KADIN, B ERKEKTİR.
K - Burçlar kaymış amk, yengeç ne ya? Allahın histerik burcu. Bugün hiçbir iş doğru gitmez mi? Hay böyle işin ta içine..
B - Benim E'nin burcu da yengeçti. Belli oldu şu aralar senin de neden böyle göt olduğun. O da az göt değildi. Benzediniz birbirinize.
K - Oğlum esas sen götsün ki göt gibi ortada kalıyorsun her seferinde. Kaşınma, insanın damarına basıyorsun. Ben de acımasız olacam, salağa bak E ile kıyaslıyor beni.
B - Ne yaptığının farkında olmak da güzel bir şey tabi.
K - Ben bir şey yapmadım valla, yara kaşıyan sensin. Bırakmıyorsun kabuk bağlasın. O kadar kaşırsan, sonunda kanar böyle. Bence sen yaptığının farkına var biraz. Hala kendin yapıyorsun, sonra karşı tarafa adilik yapıyor gibi hissettirmeye çalışıyorsun. Hasta mısın lan sen, doğru söyle?
B - Yaptınız yaptınız, hepiniz yaptınız. Önce kolay olan benim yanımdı, kaldınız. Zor olsaydı başta giderdiniz. Sonra benden daha kolay olan bir yer buldunuz, oraya gittiniz. Ne de olsa artık B'ye ihtiyacınız yoktu. Yeni destekçileriniz, yeni sosyal çevreniz olacaktı. Hepiniz yolunu bulunca, göt gibi bıraktınız.
Kabul edin, böyle bir götsünüz siz işte ve hayatınızı da kendiniz gibi götlerle geçireceksiniz. Çünkü size değer verip musamma gösterenler, kalpleri kırılmış ve yorulmuş bir şekilde, sizi hayatlarından sonsuza dek siktir edip, atacak.
K - Sen mi bana değer verdin, yuh!! Sen değer veriyorsun da canım, hiç karşındakine bunu gösterme, gönlünü hoş tutma gereği duymuyorsun. Herkes senin isteğin zaman, sana istediğin gibi davranacak. Senin tavır bu yani, kusura bakma.
Ha kendini de kandırabilirsin tabi. Bu kadınlar sana ihtiyaç duydu, sonra başka birilerini buldu gitti diye.
Sosyal çevrenin desteklemesine gelince, artık sana diyecek lafımın kalmadığı son nokta. Kör müsün lan sen? Beni destekleyen bir sosyal çevrem var gibi mi görünüyor o taraftan.
Ayrıca yine diyorum, başkalarının mutsuzluklarını kendine mutluluk edinirsen, kendine başarı sayarsan esas sen mutsuz olursun. Bunu kendine yapma. Es kaza başarılı, mutlu falan olurum sonra kahredersin kendini.
B - Bana kimse ihtiyaç duymadı. Ben ihtiyaç duyulacak biri değilim. Ama benim yanımda kalmak senin kolayındı, sonra oraya gitmek daha kolay oldu. Yani buradayken de kendini düşünüyordun, giderken de kendini düşündün. Hatta benimle eve çıkarken bile, içten içe kendini düşündün. Onun için insana değer vermekten bahsetme.
Son olarak başkalarının mutluluğu veya mutsuzluğu üzerine kendimi bir duyguya sokacak değilim. Mutlu olmaktan bahsediyorsun, insanlarının mutluluk anlayışları görecelidir. Ama benim mutluluk anlayışımla zaten mutlu olsaydın bu durumda olmazdın ki senin mutluluk anlayışın beni ne kıskandırır ne de kahreder, sadece acırım.
Ben en kötü, en sefil halimde bile mutlu oldum, kimseye de ihtiyaç duymadım. Hatta en kötü, sefil ve yalnız halim mutlu olduğum yegane yerdi. ama sen her zaman mutlu olmak için bana veya bir başkasına ihtiyaç duyacaksın.
K - Ben tabiki de kendimle ilgili şeyleri her zaman düşünüyordum. Ama içimde seninle ilgili olan çelişkilerin sebebi, tamamen senin davranışlarındı.
Ben seni ailem gibi görecek bir aşkla, bir bağlılıkla sevmek istedim. Güzeli, değerlisi buydu çünkü. Ama sen buna karşılık vermedin. Üstüne basa basa söyledim, düzeltilmesi gereken şeylerin ne olduğunu biliyorsun.
Bana sevmeyi bilmeyen kadınlar tarafından terkedilmiş ıssız adam tribi yapma. Ben nasıl sevdiğimi ve nasıl sevilmek istediğimi çok net ortaya koydum ve senle ilk eve çıktığım gün de adım gibi emindim ne gibi sorunlarımız olacağından.
Yanlış anlama asla sen suçlusun demiyorum. Benim de hatalarım vardı, kimin olmaz ki. Ama bazı konular vardı ki senin içine işlemiş, ne yaparsam yapayım o konularda değişme ihtiyacı hiç hissetmedin. İçten içe sen de biliyorsun ne gibi konular olduğunu. Çok konuştuk çünkü, çok da kabul ettin bazı şeyleri, kabul etmesen de anladın, hak verdin.
Beni içten pazarlıklı olmakla suçlayamazsın. İlişkinin her köşesinde sana duygularımı, düşüncelerimi açtım. Açamadığım zamanlarda da sen aylarca sustuğun ve beni ittiğin içindi. Kendimce bi yola girmek zorunda kaldım. Kısacası senin gibi yalnız hareket ettim hayatta. Yani ben fiziken evden çıktım diye terketmiş falan değilim. Daha önce de söyledim. Sen beni baştan terkettin zaten.
"Aldattın beni kendi kendinle, mecburi hizmetteyken ben yaşam bölüğünde" ve ben hala seninleyken, bazı güzel günlerimiz hariç, sıklıkla olduğu gibi tek kişiyim.
B - Bunu söyleyin sen olması çok komik. O zaman ben de sana şöyle diyim ''zaman aralığını süpürmeyi unutma ben yokken"
K - Birbirimizin ihtiyaçları var. Sevme ve sevilme ihtiyaçlarımız, iletişim kurma ihtiyaçlarımız, kendimizle iletişim kurulması ihtiyaçlarımız ve tarzlarımız gibi. Soru şu; iki taraf da bu ihtiyaçlara ve tarzlara özverili bir şekilde karşılık vermeye razı mı? Yoksa herkes oturduğu yerden, benim istediğim olsun mu diyecek, sıkışınca da laf dalaşına mı girilecek?
Sen çocuğu bile reddediyosun. Ben bu konuda bile o kadar açıktım ki. Çok zor iş evet, hiç yapasım da yok ama yaşlanınca bir ailem olsun istiyorum kocaman ve sıcacık. Tek başıma ölmek istemiyorum. Sırf bunun için de sağlıklı büyüyebilecekleri bir ortamda, iyi niyetli, sevgi dolu bir babayla birlikte çocuklarım olsun isterim. Sen ona da "ne çocuğu" deyip, kestirip attın. Daha ne diyeyim sana. Ben keyfimden bir şey yapmıyorum.
Bir ilişkide iki tarafın da sorumlulukları, hataları vs'si vardır. Sen suçu seni terkettiğini düşündüğün kadınlara atıyorsun ve kendinde hiçbir sorumluluk hissetmiyorsun.
Herkesin iyi ve kötü olduğu alanlar vardır. İyi niyet bunları ortaklaştırıp, ortak bir hayat kurabilmekte gizlidir. Sen beni beğenirken bile kötü niyetlisin, dönüp de beni içten pazarlıklı, bencil, kendini düşünüyor diye suçlama hiç. Burada illaki kendini en çok düşünen biri arıyorsak, bir dürüst ol kendine lütfen, bir objektif bak.
B - Tamam, peki. Bitti, geçti sorun yok artık. Uzatmaya gerek yok ama madem ben böyle biriydim keşke 2 yıl kalmasaydın benle. Terkettikten sonra da hala hayatımdaki en yakın insan sensin demeseydin.
K - Hadi ya. Senin laf sokacağın kısım geçince "iyi, peki, artık geçti" Bu yüzden göt gibi ortada kalıyorsun. Çünkü götlük yapıyorsun.
B - Her ne boksa işte. Cevap versem veririm de gerek yok, boş bi tartışma. Güzel bir aile kurarsın umarım ileride, bir düzine çocuğun olur, emzirirsin onları.
K - Bir düzine olmaz, o kadar da değil. Ben seni hala öyle görmek istiyorum ama sen istemiyorsun, elinden geleni yapıyorsun yani. Arkadaşım bile olmak istemiyosun. Bir normalleştiremiyoruz ilişkimizi.
B - Evet istemiyorum. Çünkü sen benim arkadaşım değilsin.
K - İyi ama sevgilin de olmadım hiç.
B - Olmadıysan geçmiş olsun o zaman.
K - Madem öyle, hiç teklif etmeseydin. Sevgili gibi davranmıyacaksan niye teklif ettin?
B - Kusura bakma yaptım bi eşeklik, affet.
K - Madem ben 2 yıl kalmışım laf ediyorsun. Hala tek taraflı bir ağızla konuşuyorsun. Ben sana 1. yılın sonunda dedim evleri ayıralım, öyle devam edelim, böyle yıpratıyoruz. Hem biraz nefes alırız, hem ilişkiyi gözden geçiririz. Demedim mi söylesene. Boş boş, yalan yanlış konuşuyorsun. Beni sen zorladın, resmen terketmekle tehdit ettin beni. Şimdi ne oldu, ayrılmadık mı?
B - O gün yapsaydın keşke, bugünki gibi gitseydin, ne diye durdun?
K - Ben senin gibi tek başıma karalar almıyorum, seni de dinliyorum.
B - Beni dinledin de sonuç ne oldu?
K - Senin gönlün yoktu.
B - Bu gidişinde çok gönüllüydüm, değil mi? Boşversene.
K - Hayır ayrılmak zorunda değildik. Sen benimle ilişki kurmamakta ısrarcısın. Bazı isteklerimi görmezden geliyorsun, anlamak istemiyosun.
B - Neymiş isteklerin, çocuk mu?
K - He, evet. Hadi gel yapah bi tane.
B - Gel yapak tabi, baban bakar. Yapıp yapıp anana veririz.
K - İşte abi, isteklerin çok mu diyorsun. Şu tavır zaten problem olan, senin şu tavrın. Bir de neyi, ne zaman şakaya vurup, neyi ciddiye alacağını bilmiyorsun. Çığlık atsam ölüyorum diye, senin aklına yatmazsa kıçını kaldırıp gelmezsin.
Beni, ben hala yaşarken, cıvıl cıvılken sev. Ölümümün, yokluğumun üstünden siyaset yapma. Arkamdan konuşma, çünkü şu an yaptığın bu. Sanki birlikte yaşamamışız, tek ben yaşamışım gibi kendinde hiçbir açık görmeden şu anda bana saldırıyorsun. Sadece fiziki olarak yokum diye ve bunun örneklerini hayatında gördün diye karşındakini suçluyorsun. Sence de çok açık değilmi ?
Neden hep böyle oluyor. Madem hep başına geliyor, kendini sorgulaman gerekmiyor mu ? Şahsen genelde insanlar öyle yapar. Acaba aynı şeyi defalarca tekrarladığını göremiyor musun? Aptallığın açık kanıtı bu, Albert Einstein.
B - Çok klişe ve aptalca bir söz.
K - Evet çok klişe ama fazla evrensel olduğunu düşünüyorum. Sende bir götlük var. Ya seçimlerini değiştir ya da kendini. Aynı seçimlerle aynı şeyleri yaparsan sonuç farklı olmayacak gibi.
B - Evet, en iyisi köylü bir kadın bulmak.
K - Çok net yani.
B - Evet öyle. Değiştirmem lazım.
Sağol yaşam uzmanı, teşekkür ederim bu engin bilgilerin için. Ama sen de değiştir bence tercihlerini.
K - Yaşam uzmanı değilim, ben bi bok değilim. Ama sen de bi bok değilsin. Kendini gökten aşağı indirdiğinde göreceksin bir bok olmadığını. Asla anlamak istemiyeceksin değil mi?
B- İstemiyecem, anlamıyacam. Çünkü anlaşılacak bir şey yok. Gerçek çok net, ben İsa Mesihim.
K - İsa Mesih olabilirsin ama beni mutlu etmek istemedin. Hayır, sen mutsuzsun. Hepimizin mutsuzlukları var ama ben sadece en azından sevgilimle mutlulukları daha çok paylaşmak, mutsuzlukları da paylaşarak azaltmak istedim. Sen tersini yapıyorsun. Mutsuzluğu arttırıyor, mutluluğu da sömürüyorsun. Bazı şeyler o kadar somut ki şu anda söylerim.
Oğlum demokratik bir kafan olsa, her yolu, her çareyi bulursun bir sorunu çözmek için ya da hayatındaki her şey için ama sen takılıyorsun bir noktaya ve kimseyi duymak, dinlemek istemiyorsun. Dolayısıyla seninle ilerlenemiyor.
B - Ben seni mutlu etmek istemedim falan diye bir şey yok. Sen çok mutlu olmak zorundaydın, aşırı mutlu. Her zaman yetinemedin, böyle bir gerçek vardı. Kendini bu sefilliğe layık görmedin. Çünkü sen padişah kızıydın, olay bu yani.
Ben demokratik falan olduğumu da iddaa etmiyorum. Demokrasiyi sevmem. Akıllılar vardır, bir de aptallar. Ya itaat edersin, ya da itaat edilirsin. Gerçek olan budur. Demokrasi, bunun üstüne giydirilen kıyafettir.
K - Hala yaftalıyorsun. Ben padişah kızıyım ya, ne demezsin.
Sen tam bir gerzeksin biliyor musun? Bu sözlerin hiç bir gerçekçilği yok. Sen de biliyorsun, bu sözlerine kendin bile inanmıyorsun. Sırf şu anda beni yaralamak için söylediğin şeyler.
En nefret ettiğim, en çelişkiye düştüğüm, denge kurmaya çalıştığım konu üzerine gidiyorsun. İnsanı mutsuz ediyorsun ve buna dair gerçekten art niyetli bi çaban var. Çünkü hazmedemiyorsun, sen oturduğun yerden bekliyorsun. Bir şeyler ters gittiğinde hiç sorumluluk almıyorsun. Sonra da karşındakini yıkmaya, yok etmeye programlanıyorsun.
B - Yoo gerçekten böyle düşünüyorum. Gerçekten düşündüğüm şeylerdi onlar, sende gördüğüm bu benim.
K - O zaman kusura bakma ama sen bi bok anlamamışsın benle yaşadığından. Ben padişah kızıysam madem, sen de benimle beraber olduysan, o zaman sen de az paşa gönülllü biri değilmişsin, hata para yiyicimişsin. Sürekli para kavgamız olurdu zaten, demek buymuş. Bende para bok nasılsa.
B - Sende para çok değildi ama olmalıydı. Sen bence zengin bir sevgili bul, onunla çok mutlu olursun. Her gün çikolata, sinema, arabası da olsun ki gezebilin. İstanbul dışı falan yapın.
K - Yaaa yatlar, tekneler, evler isteyen sensin. İki gündür maaşım maaşım diye kendini paraladın. Kendi ihtiyaç duyduğun şeyleri bana söyleme. Benim umrumda değil. Ben kurtulmak istiyorum.
B - Param yok gerizekalı. Sanki maaş da on milyar. Evet, ben de olmasını isterdim ama yok ve gene de mutluyum. En azından olması gerektiği kadar mutluyum ama sen mutlu musun, bunu sor bir kendine.
K - Benim de yok ama bak ettiğin laflara. Paşa kızıymışım, demekki herkes göründüğü gibi değil.
B - Lan senin bi giderin mi var? Baban 100 lira verse hepsi abura, cubura, tüketime gidecek. Duyan da ev geçindiriyor sanır seni. Önce çalış da masraflarını karşıla. Sonra gel bana benim de param yok de. Ne kadınsın ya güldürdün beni gece gece. Diyo ki benim de param yok. İstanbul'da müstakil evde yaşıyor, param yok diyor.
K - Senin gelirin mi var angut? Hala kendini kandırıyor, ev geçindirdiğini falan sanıyor adama bak.
B - Maaşım var. Kendi masraflarımı kendim karşılıyorum en azından. Ben mutsuz değilim. Sen aşırı mutlu olmak istiyorsun, olay bu. Ben gayet eğlenceli biriyim aslında ama kullanmasını bilene.
K - Sen puştsun o zaman. Bu lafa bakılacak olursa puştun önce gideni gibi bir şey olman gerek.
B - Evet, bu bir gerçek ama sonuçta kadınlar da sırada beklemiyor. Zaman meselesi her şey, hayatın döngüsü, kadın erkek ilişkisinin bir sonucu, modern yaşamın evlilik biçimi, dost hayatı yani. Anlatabiliyor muyum?
K - Sonuçta geçen yıl da evleri ayırabilirdik, iyi niyetli olsaydın, daha doğrusu işine gelseydi. İlişkimize biraz emek vermek için yapsaydın, şimdi belki de aynı evde olurduk, belki bu yıl eve çıktığın kadın ben olurdum. Çok daha sağlam olurdu ama işine gelmiyor senin işte. Ben de ondan sana dedim "sen anca eğlenilecek adamsın" diye, "senden baba falan olmaz" diye. Ayrıca ben seninle eğlenmesini çok iyi bildim. Ancak istediğim sadece eğlence değildi. Sen evliliği eğlence diye algılıyorsun.
B - Ben eğlenilecek bir adamım, benden baba olmaz tamam. Baba olan birini bul o zaman. Neyi tartışıyorsun benimle anlamadım. Bence sen evlen. Baban seni eversin. Çok acil ihtiyacın var senin buna.
K - Çünkü sen hala benim en yakınımda, 2 yıl sonunda hala benim arkamdan kötü, abuk subuk konuşacak ve hala beni anlamayarak daha doğrusu öyle gibi davranarak yaralamaya çalışacak birisin.
Şunu da çok iyi biliyorsun ki ne kadar çok anlamamazlıktan gelirsen o kadar çok kendimi anlatmaya çalışacam ve ne kadar çok yaralanırsam o kadar çok uzun vadede senle konuşmayı sürdürecem. Çünkü hep kanayan bir yara olacak, çünkü hep anlaşılamamış olmanın acısını çekecem. Bunu bildiğin için de hala vurdum duymazlık yapıyorsun, kan akıtmaya çalışıyorsun.
B - Senin yeni bir sevgili bulacağın gün, benimle olan ilişkin bitecek ki bence zaten bugün her şey bitti, uzatmaları oynuyoruz. Boşuna kendini yorma. Yok anlatacam da, edecem de, senle ilişkimizi koruyacam da, arkadaş kalacaz da falan. Hikaye bunlar. Sen yoksun artık, ben de yokum, bitti gitti.
K - Hala daha yüzsüzce suçu bana atabiliyorsun. Buradaki en ala burjuva sensin ve o kadar tembelsin ki burjuvazinin rahatlığından uzak yaşıyorsun ama ilk fırsatta hemen kolaya konuyorsun.
Yok, senin öyle bir niyetin yok. Bizim ilişkimiz başladığı gün bitmişti ona bakarsan. Sen istemiyordun çünkü. Çünkü aynı öküzlüğü sürdümekte ısrarcı olacaktın.
B - Evet, ben seni hiç sevmedim, evet öküzüm ben. möööö mööö bak mööölüyorum.
K - Off ayak yapma. Sevmekle ilgisi yok. Sen insanın duygularını sömürüyorsun.
B - Sen de duygu sömürüsü yapıyorsun başka da bir bok yapmıyorsun. Senin bana karşı bir duygun yok, kandırma hem beni hem kendini.
K - Hayır, sen gayet insanın duygularını sömürüyorsun. Benim sana karşı duygudan fazlası var ama bu senin umrunda değil. Bu konuda hiç mi hatan yok ya, sen o kadar mı kusursuzsun, sürekli laf söylüyorsun, bi yerde kendini eleştir. Ben sevgililerimle arkadaş kalırım edebiyatını da gördük ki yalanmış.
B - O duygu dediğin kanayan bir yara, kendini pişman görme yarası. Yeni hayata başlarken, geride kalanları unutmadan önce, günah çıkarma psikolojisi. Sen bu evden giderken, o son konuşmalarla zaten o kanayan yarayı söküp attın, bak beni şair gibi konuşturuyorsun.
Evet yalandı. Patlak bir teori oldu o, tutmadı. Şu anda benle görüşmek isteyen bir tane eski sevgilim yok. Herkes kendi hayatında, sende öyle olacaksın.
K - O zaman sen, zaten ilişkimiz daha başlamadan yalan söylüyormuşsun. Çünkü E'yi falan arkadaşım diye yutturdun bana. Benle bir ilişkiye başlayınca kızı siktir ettin. O yüzden benim de aynı şeyi yapcağımı, aynı kafada olduğumu düşünüyorsun . Herkes senin bildiğin gibi değil, herkes sen gibi de değil. Biraz farklılıkları anlamaya, insanları anlamaya, dinlemeye, güvenmeye çalış. Nasıl korkunç yaralayıcı, bencil konuştuğunu asla bilemezsin. Bir de utanmadan karşı tarafı suçluyorsun.
B - Ben seni ne zaman siktir edecem biliyor musun, yeni sevgilin olduğu zaman, biriyle öpüştüğünü öğrendiğim zaman, biriyle el ele tutuştuğunu düşündüğüm zaman, o zaman işte seni siktir edecem, aramıcam, sormıcam. Bilgin olsun, açık net söylüyorum. Yani senin öyle yapacağını düşünmüyorum, zaten ben yapacam onu. Ayrıca ben ne dersem diyeyim, her şey olacağına varır. Ama ben kendimi biliyorum, benim dediklerim olacak neticede, çok net yani.
K - Tamam canım o zaman, kasma fazla sen. Sen çünkü her şeyi sana bağlı sanıyorsun. Her şeyi zaten kendine göre yapıyorsun, başka bi şey için izin vermiyorsun. Bu durumda zaten her şey senin dediğin gibi oluyor. Dediğim dedik diyorsun, diktatörlük yapıyorsun ve insanların hislerini, duygularını hiçe sayıyorsun.
Hala sadece sen varsın! Bu kadar yalancılıkla yaşamak istemiyorum. Sevdiğim gibi kalmanı istiyorum, en azından güzel anlarımızdaki gibi. Bazı şeyleri aynı anda yakalamayı başardığımız uyumlu, az da olsa birbirimizi mutlu ettiğimiz günlerimizdeki gibi, sana inandığım, hayalini kurduğum, yanındayken kendimi güvende hissetiğim gibi kalmasını istiyorum. Sen zaten hiç bir şeyin hayalini kurmuyosun, hala abuk subuk amaçsızca, can sıkmak için çabalıyorsun. Anlamıyorum da ne yapmaya çalıştığını.
Hatta dışarıda, ülkede, sokakta ne kadar kötü bir gün olmuşsa olsun, yanına geldiğimde her şeyin düzelmese de daha katlanılır bir hal alacağına inanmak istediğim, hakkını yemiyim, zaman zaman da her şeyi düzelttiğin sihirli anlardaki gibi kalsın.
Ben öpüştüm birileriyle, yatacak gibi oldum hatta. Artık ister görüş benimle, ister görüşme, ne yaparsan yap.
B - Teşekkür ederim, beni öldürdün, beni aldattın. Senden nefret ediyorum, sen çok pislik bir insansın.
Beni hiçbir şey kırmazdı ama bu kırdı hem de bu zamanda. Gerçekten çok teşekkür ederim, iyi olan her şeyin içine sıçtığın için.
Tam da düşündüğüm gibiymiş her şey. Sen tam bir pislikmişsin, orospuymuşsun. Artık siktir olup gidebilirsin hayatımdan, yaşattığın her şey için teşekkürler ve tebrikler.
PERDE KAPANIR.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.01.11 13:59 Cathessis Yaşlılar ve toplu taşıma üzerine.

Günümüzde ne zaman şehir içi bir toplu taşıma aracına binsek (Otobüs, metrobüs, tramvay, metro vb.) yaşlı diye tabir edebileceğimiz kesmin taşıtın içini mantar gibi kapladığını görüyoruz. Sabah uyanıyorlar, evde yapacak bir şey olmadığından örneğin atlıyorlar otobüse ve geziyorlar. Bir yerden çay içiyor, otobüsle başka yere gidip dolanıyor. Sonra yine başka bir yere gidip eve gerekli şeyleri alıyor. En son yine her zaman ekmeğini aldığı fırıncıya gidiyor otobüsle, ekmeğini de alıp yine otobüsle evine dönüyor.
Şimdi kiminiz diyeceksiniz ki abartma Cath ama bunlar doğru şeyler. Hem nasıl olsa bedava diyerek tüm gün geziyorlar, hem de otobüsote yer bulamayınca kendi kendilerine konuşup etraftakilere laf ediyorlar. Ben sabahları okula gitmek için durakta sıra bekliyorum. Arkamdan gelen "görgüsüz" yaşlılar sıra nedir bilmediklerinden ve en önce binmek istedikleri için yola çıkıp orada bekliyorlar otobüsü. Otobüs gelince de birbirleriyle kavga ediyorlar binmek için.
Dün yaşadığım bir olayı sizlere aktarayım. Finalim var ve o otobüse binemezsem yetişemeyeceğim. Sıradayım, önümde de 3-4 kişi var. Otobüs sonunda geldi, otobüse doğru adım attım ama biri sağ omzumdan tutup önüme geçmeye çalıştı. Döndüm bir baktım kim diye, dayının tekiymiş. Ona baktığımı gördü, bana baktı o da geri çekildi. Tam otobüse bineceğim, önümde basamaklardan çıkan biri var sadece otobüsle arama bir kol girdi. Aynı dayı otobüse binmek için mücadele veriyor kendince. Tuttum kolunu indirdim ve dedim ki: "Bak dayı, zaten arkada 3 kişi var binmek için neden öne geçmeye çalışıyorsun? Bekle zaten sıra gelecek." ve bunu derken sesimi yükseltmedim. Dayı direk sesini yükseltti: "Sen ne diyorsun terbiyesiz!" ve bunun gibi değişik şeyler söyledi, bir yandan da el-kol hareketi yapıtı bana. Hiç uğraşasım da yoktu, zaten 4 saat falan uyumuştum. Ben de başta sustum ve otobüse bindim. Tabi ki de otobüste oturacak yer yoktu. Tüm koltuklar doluydu. Dayı da hala arkamdan laf ediyordu. Etraftaki insanlara, şoföre bakıp bana sayıyordu hala, şoför de onu sakinleştirmeye çalıştı ama dayı laftan anlamaz bir çomar olduğundan laf anlatmak imkansız. Ben de bunun üzerine sessizliğimi bozdum ama yine sakince "İt ürür kervan yürür" dedim. Dayının yüzünü görmeniz lazımdı. Yol boyunca bana bakmadı, damarları şisik ve yüzü de kıpkırmızıydı.
Çoğu yaşlı da böyle. Hem kimseyi duymuyorlar hem de kendilerini en önemli varlık gibi hissedip üste çıkmaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz günlerde sabah otobüste (ayakta) seyahat ederken yaşlıların muhabbetibe tanık oldum. Biri diğerine "Hacı nereye gidiyon bu saate?" dedi ve "Gezmeye gidiyom hacı evde nabacam da." cevabını aldı. Bu 65 yaş üstü olanlara günde en fazla 2 biniş hakkı vermek lazım bence (aktarmalar hariç). Yoksa nasılsa bedava diye Evliya Çelebi gibi diyar diyar dolaşıyorlar.
Benim bir tanıdığım dede vardı, sıvıyağını 1 lira 80 kuruş daha ucuza alabilmek için 2 otobüs uzağındaki markete gidiyordu ama paraya hiç ihtiyacı olmayan birisi. Evi(2), yazlığı, arsası, maaşı var. Yine konumuza dönersek zaten 65 yaşına kadar çalışmışsın, emekli olup maaşını almışsın. Az da birikimin varsa senin bedavaya binme ihtiyacın olmaz ki. O ihtiyaç asıl öğrencilere verilmeli. Bunun için de devletin bir sistem kurması gerek. Örneğin KYK'da kalıyorsan kayıtlı olduğun okulla arandaki mesafeden günlük ihtiyacın olan biniş hakkı kartına tanınmalı. Yaşlılar fakirdir falan diye yorum atacaklara da peşinen söyleyeyim. Fakirim diye geçinen yaşlıların hepsinin bir kenarda altını, parası olur.
submitted by Cathessis to KGBTR [link] [comments]


2019.12.02 02:54 Yuma1313 Orhun Yazıtlarındaki ibretlik tespit

Kısaca Orhun Hitabeleri 8. yüzyılda dikilmiş/yazılmış olan öğüt veren, kağanların yaptıklarını anlatan yazıtlardır. Yazılarda kullanılan dil oldukça karmaşık olduğu için uzun süredir kullanıldığı fakat eserlerinin günümüze ulaşmadığı öne sürülmüştür. İlber Ortaylı son zamanlarda bu yazıtların 8. yüzyıldan daha önce yazıldığının kabul edilmeye başlandığını söylemişti.

Her neyse kısaca öylesine bilgisini vermek istedim çünkü ordan bir kesit paylaşacağım:

"kağan bilge imiş, cesur imiş; buyrukları bilge imiş, cesur imiş. beyleri de kavmi de iyi imiş, böylece ülkeyi tutup töreye göre tanzim etmişler. sonra kardeşler, oğullar kağan olmuş, küçük kardeş büyük kardeş gibi olmadığı, oğul babası gibi olmadığı için, bilgisiz kağanlar tahta oturmuşlar, buyrukları da bilgisiz, fena imiş... türk beyler, türk adını atmışlar, çin beylerinin adını almışlar. çin hakanına boyun eğmişler, elli yıl işlerini güçlerini ona vermişler"

Gerçekten çok ilginç geldi. Türk devletlerin yıkılışlarına baktığımızda genelinin benzer şekilde yıkıldığını görüyoruz. Türkler iç birliği sağlayamayıp yıkılmışlardır. Bu bazen türklerin içindeki ayrılıkçılar ile olmuş, bazen de özellikle büyük devlet olanlarında azınlıkların ayaklanmasıyla olmuştur. Basiretsiz yöneticiler ve taht kavgaları da bunlarda etkindir. Tanıdık geldi mi?

Türkiye'nin gidişatı da o yıkılan türk devletlerininkine benziyor. Tabii ki günümüz ile o zamanları bir tutamayız ama tarih tekerrürden ibarettir sözü burda anlam kazanıyor. Atatürk'ün tarihinizi iyi bilin öğütü de bu yüzden söylenmiş gibi geliyor. Hem kültürünü tanımak açısından hem de Türk devletlerinin neden yıkıldığını bilip ders çıkarmak açısından. Fakat bizim ülkede tarih dersleri rezillikten başka bir şey değil. Sadece tarih tarih ne olduğunu ezberleyerek tarih okuyamazsın. Olayların nedenlerini ve sonuçlarını irdelemek zorundasın. İnsanların çoğu Türk devletlerini bilmiyor tabii. Ama bilenlerin çok büyük çoğunluğu da neden bu devletlerin yıkıldığını bilmiyor. Türkiye'deki tarih dersleri ezberci eğitimden nasibini aldığı için öğrenciler tarafından sadece bir ders olarak görülüyor. Fakat böyle olmamalı. Tarihi iyi okumak, sorgulamak gerçekten önemlidir. Tarihim pek iyi olmasa da okuyup araştırdıktan sonra günümüzde yaşadığımız sorunların çoğunun tarihi bağlantıları olduğunu anlamaya başladım. Olayları ele alma şeklim değişti.

Orhun yazıtlarındaki bir diğer ibretlik tespit de:
"türk budunu... sen aç olduğun zaman tokluğunu düşünemezsin, tok olduğun zaman açlık nedir bilmezsin. bu sebeple hakanın iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap, bitkin düştün. müstakil hanlığına karşı kendin yanıldın. doğuya gittin, batıya gittin, kutlu yurt ötüken'i terk ederek gittiğin yerlerde ne yaptın? su gibi kan akıttın. kemiklerin dağlar gibi yığıldı. türk budunu, kendi hakanını bıraktı, hüküm altına girdi. hüküm altına giren türk budunu öldü, mahvoldu."

Bu paragraftan da günümüz insanlarımızın yaşama şeklini özellikle de siyasete bakış açılarını görebiliriz. Türk insanı olaylara tepki vermez. Şuan ülkede yaşanan olaylar Avrupada yaşansa hükümet 100 kere düşmüştü.

Gerçekten çok tuhaf geliyor kaç yüzyıl önceki yazıtlardaki şeyler günümüz ile aynı.
submitted by Yuma1313 to Turkey [link] [comments]


2019.12.01 19:43 karmamarma1 İdeal yönetim meritokrasi midir?

Meritokrasi de yönetim gücü, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüklerine, liyakata dayalıdır. Platon'un "devlet" modelini tanımlar. İşi, o işi bilen yapıyor ve sonuç olarak başarı olasılığı yükseliyor. Şu an bildiğim kadarıyla hiçbir ülkede uygulanmayan sadece bir hayal olarak kalan bir sistem.
Kayırmacılık yoktur: Ailenizin değil, sizin kim olduğunuz önemlidir.
Yandaşçılık yoktur: Başkalarının sizin için ne yapabildiği değil, sizin ne yapabildiğiniz önemlidir.
Ayrımcılık yoktur: Cinsiyet, ırk, din, yaş, geçmiş önemsizdir. Yetenek her şeydir.
Eşit imkânlar: Herkesle aynı noktadan başlar ve yeteneklerinizin sizi götürdüğü yere gidersiniz.
Tatminkar erdemler: En başarılı insanlar, en yüksek tatmine erişirler.
Meritokrasinin toplumsal hareketliliği yadsınamaz fakat istikrar olarak inişli çıkışlı bir yoldur. Yani bir gün hiyerarşinin en üst noktasında iken ertesi gün en alt noktasına inebilirsiniz. Diğer sistemlere baktığımızda ise KAST sisteminde doğuştan gelen kimin çocuğu olduğun vs gibi etkenler toplumsal statünüzü belirler ve sabit kalır. Öte yandan SINIF sistemde ise bir üst basamağa çıkmanız zor ama imkansız değil hareketlilik azdır.
Özet; Kast sistemi; Toplumsal Hareketlilik yok (İnsanın geçmişi/doğumu) Sınıf sistemi; . Toplumsal Hareketlilik az (Geçmiş + yetenek) Meritokrasi; Toplumsal Hareketlilik çok (Yetenek)Meritokrasi Hakkında Olumsuz Eleştiriler
submitted by karmamarma1 to KGBTR [link] [comments]


2019.11.16 11:01 GoodFartMachineQ Bu haftaki Miz TV Segment'ini çevirdim, iyi okumalar.

Miz ; "Sence neden, arkada koca bir soyunma odası dolusu adam varken, Fiend sana saldırmayı seçti? Bana ne düşündüğünü söylemeyecek misin? Ben sana ne düşündüğümü söyleyeyim. Bence Fiend senin mental olarak dengesiz olduğunu görüyor, bence senin 10 yıl önce olduğun Superstar olmadığını görüyor. Bence o senin artık YES Movement'a sahip olmadığını biliyor. O senin, kendi içinde yaşadığın kişilik çatışmasını görüyor. Kafanın karışık olduğunu biliyor, senin kim olduğun hakkında hiç fikrin yok, benim senin kim olduğun hakkında fikrim yok, artık kimsenin senin kim olduğun hakkında hiç fikri yok. Sen kimsin Daniel? Ha? Ultimate Underdog musun? Kalabalığı YES YES YES! Diye tezarüat atmaya teşvik eden mi? Yoksa sen, YENİ Daniel Bryan mısın? Hani şu çevreci olan, insanlara durmadan geri dönüşüm yapmalarını söyleyen mi? Gerçek şu ki, bence Fiend senin mahfolmuş durumda olduğunun farkında ve bence, Daniel Bryan'ı bitiren kişinin kendisi olmasını istiyor."
Daniel ; "Bray hakkındaki tüm o konuşmanın yanı sıra, benim sessiz kalma sebebim çünkü MizTV boktan bir şey. Miz TV herzaman boku yemiş durumdaydı, ama sen haklısın, sen haklısın. Ben 10 yıl önceki Daniel Bryan değilim, ben YES! Movement'ın lideri değilim, hatta belki evet mahfolmuş durumdayım ve kesin olarak mental olarak düzgün dengesizim. Ama önceyle şuanda aynı kalan tek bir şeyim var."
"Hırs.."
"Benim tüm zorlukların üstesinden gelip, Wrestlemania 30 Main Eventine gitmemi sağlayan hırs, benim 3 yıl boyunca----"
Miz ; "Biz zaten bunlar---"
Daniel ; "KAPA ÇENENİ! KAPA ÇENENİ! ÇÜNKÜ SEN ANLAMIYORSUN! ONLARDA ANLAMIYOR! HIRSIN ZİHİNSEL DENGESİZLİKLE BİRLEŞİNCE NE OLACAĞINI!? NEYDEN BAHSETTİĞİMİ ANLIYOR MUSUN?! HAYIR ANLAMIYORSUN! O ZİHİNSEL DENGESİZLİK, BENİM YES MOVEMENT'I ÖLDÜRMEMİ SAĞLADI. HEMDE ONU DAHA YILLARCA KULLANABİLECEKKEN! ÇÜNKÜ SEN ÖYLE YAPARDIN! O ZİHİNSEL DENGESİZLİK BENİM BİR ADAMIN TAŞŞAKLARINA TEKME ATIP WWE ŞAMPİYONU OLMAMI SAĞLADI! SEN O ZİHİNSEL DENGESİZLİĞİN BU TARZ BİR HIRSLA BİRLEŞİNCE NE OLACAĞINI ANLAYAMAZSIN!"
"Sen anlayamazsın ama Bray Wyatt? O anlar. O da dengesizin teki ve biz onun gibi bir şeyi daha önce görmedik. Biz onun Bray Wyatt ya da Fiend olduğunu bilmiyoruz, kimin ya da neyin kontrolde olduğunu bilmiyoruz. O dengesiz, zihinsel olarak sorunlu. Ve bende öyleyim, aynı zamanda zihinsel olarak dengesiz biriyle savaşması için zihinsel olarak sorunlu birinden daha----"
FIREFLY FUN HOUSE INTRO.
Bray ; "Selam Daniel! Yo! Biri orada değilken o kişinin arkasından konuşmak kabalıktır! TERBİYEN NEREDE SENİN!? Kafanın karışık olmasının ne kadar korkutucu olduğunu biliyorum. Belkide bu o yüzden bunu yapmıştır, seni korkutmak için! HAHAHAHAHHAHA! Belkide, belkide o bunu sana ne yaptığını hatırlatmak için yapmıştır, hatırlıyorsun değil mi? Çünkü bence o, kesinlikle hatırlıyor. YA DA BELKİ O SADECE SENLE OYNAMAK İSTİYORDUR! YOWIE WOWIE! OYUNCAKLAR! BAKALIM BURADA NE VARMIŞ!?---"
"Evet...."
"HAHAA! Bak bu güzel.."
"Ama bu benim, en sevdiğim yeni oyuncağım. GELİP OYNAMAK İSTER MİSİN!?! Tek yapman gereken o tek sihirli sözcüğü söylemek. Hadi Daniel, söyle işte. Bunu istediğini biliyorum."
Daniel ; "Hayır."
Abbie The Witch ; "Evet."
Daniel ; "Hayır."
Mercy The Buzzard ; "Evet."
Daniel ; "Hayır."
Huskus ; "Evet!"
Daniel ; "Hayır."
Rambling Rabbit ; "EVET!"
Daniel ; "Hayır, hayır. Ben arkaya gelip sen ve kuklalarınla oynamayacağım. Çünkü ne yapmaya çalıştığını anlıyorum, beni manipüle etmeyi deniyorsun, insanları manipüle etmeyi deniyorsun. Ama ben bir kukla değilim, artık sen misin? Ya da Fiend mi? Bana saldıran kimse, benimle sorunu olduğu belli. Yani kavga etmek istiyorsan, hadi edelim. Ama bunu yapacaksak, Universal Kemeri için yapalım, yani Bray sen ne diyorsun?"
Bray ; "O halde Bryan, demem gerekki. YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! HAHAHAHA! YES!"
submitted by GoodFartMachineQ to HotTagTurkey [link] [comments]


2019.11.03 15:44 masalokucomtr Komik Fıkralar

Komik Fıkralar
https://preview.redd.it/8x8yd3e5hhw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=f43976d31fce72b06f0868351caf177dd1f70343

Aranızda Müslüman olan var mı?

Günlerden bir gün adamın birisi camiye elinde kocaman bir bıçakla camiye dalar ve cemaata sorar: – Müslüman olan birisi var mı? Cemaat korkudan sesine çıkaramaz, sessizlikten sonra yaşlı bir amca ayağa kalkar: – ben Müslümanım der. Bıçaklı adam ve yaşlı amca camiden çıkar, dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: – Amca şunları kurban edeceğim fakat ben beceremedim yardım edebilir misin der. Yaşlı amca baya bir kurbanlık kestikten sonra ben yoruldum başka birisini bul der. Adam bu sefer kanlı bıçaklı camiye girer ve sorar: – Aranızda başka Müslüman var mı? Bıçakların kanlı olduğunu gören cemaat yaşlı amcayı kestiğini düşünür ve daha çok korkarak bir anda caminin imamına bakar, imam: – Ne bakıyorsunuz ula birkaç rekat namaz kırdırdık diye hemen Müslüman mı olduk?

Bir Daha Tartıl

Temel, temin ettiği küçük baskülle gelip – geçeni tartıp geçimini sağlıyordu. Müşterilerinden biri; Ula tart beni pakayım, kaç kilo gelıyrum, diyerek basküle çıkar, Otomatik baskülün göstergesinde kaç kilo geldiğini öğrenir ve çıkarıp Temel’e 100 bin lira verir. Tarı ücreti 50 bin liradır. Temel, ötesini -berisini araştırır, ceplerinin içini dışına çevirir. Paranın üstünü bulup veremez. Müşterisine ne önerir beğenirsiniz: – Hemşerum, bozuk param yok, bir daha tartıl da fit olalım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Siz Direğinizi Alın

İlkokul müdürü Temel , okulunun daha bir fark edilmesi için hazırlattığı yön levhasını anayol üzerindeki elektrik direğine astırınca TEK yönetiminden resmi bir yazı alır. Yazıda elektrik direğine levha asmanın izne ve kiraya tabi olduğu belirtiliyor ve levhanın ya indirilmesi ya da belli bir ücretin ödenmesi isteniyordu. Yazıyı okuyan müdür Temel, kısa ve özlü yanıtını mektupla verir. – Biz levhamuzdan memnunuz. Siz direğunuzi oradan alın!

Seni Öyle Yaşatırım ki…

Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar, meramını anlatır: – Hapishanede gardiyan olmak isteyrım Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerina müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel’e takılır: – oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir? Temel saf saf yanıt verir: – Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası kuru üzümle beslerim.

Tüm Bebek

Çocuğu olmayan biri Dr. Temel‘e başvurur. Temel, hastasını bir güzel muayene ettikten ve tahlil raporlarını gördükten sonra, müşterisinin dünyasını hepten karartmamak için önerisini söyler: -Bak hemşerum, mümkün değil senin uşağın olmaz. Ha böyle çok samimi arkadaşun yok midur? yanıt verir bey var, ama onun da uşağı olmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hangisi olsun?

Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi – Temel efendi, dört çay yap!… Biri açık olsun… Çaycı Temel yanıt verir: -Abi hangisi açık olsun?

Hangisi?

Temel diş doktoru olmuştur. Günlerden bir gün arkadaşı Cemal, endişe içinde Temelin muayenehanesine gider. – Ula öliyrım, dişim çok kötü ağriyi… Temel, hangi dişinin ağrıdığını sorar ve Cemal, sağ alt çene dişlerini gösterip; – Habu sıradaki dişlerin biri ağrıyi… der ve kesin olarak hangi dişin ağrıdığını gösteremez. Dişçi Temel, “Dur sana yardımcı olayım” deyip eline kerpeteni alır ve gösterilen sıradaki dört dişi çekip Cemal’in önüne koyar: – Ha bak bakayım, habunlardan hangisi ağrıyi da de baa!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Abulama acıyrım

Temel’in eniştesi uzun zamandır prostat hastasıydı. Şikayetleri artınca, Temel eniştesini tanıdık bir doktora götürür. Doktor önce şikayeti dinler, ardından da sıkı bir muayene yapar ve teşhisini koyup ilaçlarını yazar. Çıkarken de hastasına: – Unutma, rahatlaman için sık sık boşaltman lazım, diye tavsiyede bulunur. Temel, eniştesi ile birlikte dalgın dalgın sokakta yürürken arkadaşı Cemal’e rastlar. Cemal sorar: – Ula nedir habu haln… Bişe mi oldi? Daha ne olacak, habu eniştemun prostatı azdı. – O da bişey mi, herkeste var, deyince Temel’in yanıt şöyle olur: – Ulu ben enişteme yanmayrım, abulamın çekeceği eziyete üziliyrım.

Ne deyi, bak bakalum…

Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. Telefonu açan Temel: Okey sör, yes sör… Vıy mösyö… derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi..
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Eczacılar düşünsün

Temel ile Fadime ocak başında sabahleyin sohbet ederken kapı zili acı acı çaldı. Fadime kapıyı açmaya giderken Temel arkasından seslendi: – Gelenler kimdur? Fadime de bunun üzerine gelenleri tek, tek sayar: – Uyy Teyzom gelmiştur, halam yaninda. Dayım, emicem, balduzim, uşakları, hepicuğu gelmişler, deyince Temel kendi kendine söylendi: – Eczaci düşunsin, anlaşılan bi kaç hafta doğum kontrol hapi kullanamiyacağum.

Ne olacak boşboğaz

emel’i durduran trafik polisi – On dakika önce kırmızı ışıkta geçtiniz beyefendi, deyince Temel sorar: Kim deyi benum kırmızı işukta geçtuğumi? Trafik polisi nazikçe: Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, o telsizle bize bildirdi. Direksiyondaki Temel ne desin begenirsiniz? – Ula amma da boşboğaz başkomiserunız varmiş ha… Ağzinda pakla islanmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Anana veririm

Temel epey yaşlanmışti. Arkadaşı Cemal ise ona bu ne- denle sataşıyordu Ula Temel, ölürken haber ver da öbür dünyadaki bobama anama seninlan mektup yollayayım. Temel kurnazca gülümser: – Olur, olur da bobağin bulamazsam anağan verırım, der.

Geçen yil elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Şanssızluk!

Temel ihtiyarlamış, diz ağrılarına çare bulunur ümidi ile doktora gitmişti. İyi bir muayeneden sonra doktor: Amca, siz yaşlısınız, dizlerinizde damar sertliği var. Ama bunun tedavisi yoktur. Şayet perhiz yaparsanız biraz olsun rahatlarsınız, der. Temel, bir an düşünür ve sonra sorar: – Toktor bey, ya bak benum habu şansıma. Damar sertluğu bacağuma vuracağuna hau önemli yerime vuramaz mi idu?

Habu yaştan sonra mı?

Habu yastan sonra mı? Temel ile Fadime hayli zamandır birbirlerine aşıktılar. Fadime evlenmek istiyor, ama Temel bu konuda ihmalkar davranıyordu. Ama yine de yıllar böyle geçmişti. Bir gün Fadime evlenme konusunu Temel’e açtı: – Temelcuğum, artuk evlensak, sen ne dersin? Temel bu, kolay kolay tuzağa vurur mu, başını ‘hayır’ anlamına gelir şekilde salladıktan sonra şöyle yanıt verdi: – Doğri deysın Fadimecuğum ama, habu yaştan sonra bizi kim alır he?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Biri geliyor, biri çekiliyor

Temel, oğlu Cemal’in küçük yaşta sayı saymasını geliştirmek için onu görevlendirmişti. – Oğlum, say bakalum, bir saat içinde deniz kıyısına kaç dalga gelecek. Baba Temel, bir saat sonra sonucu öğrenmek için Cemal’in yanına gidip sorar: – Uşağım saydun mi? Küçük Cemal oldukça sinirliydi: – Yahu boba, nesıni sayayim. Kıyiya bi dalga gelıyi, tam saymaya başlayrım, ikincısi gelırken, birincisi geri gideyi.

2 Hop, 1 Buyur

Temel çok acıkmıştı. Lokantaya gider, masaya oturur ama garson bir türlü yanına gelmez. Sonunda Temel seslenir: – Hey garson! . Hop! Garson yine gelmez. Garson efendi! – Hoop! Yine gelen yoktur. Son bir kez daha seslenir: – Oğlum garson! – Buyur. Fakat Garson yine gelmez. Temel, durumu şikayet etmek için kasaya bakan patronun yanına gider. Patron: Ne yediniz amca? – 2 Hop… 1 Buyur!
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Var mısın bahse?

Köy kahvehanesinde akşamcılar toplanmışlar, kimi kağıt oynuyor, kimi de pinekliyordu. Kağıt oynayanlardan Cemal saatine bakarak; – Vay anasını saat 12 ye geliy… Habu saattan sonra kari bizi eve almaz, dedi. Kahvehanenin diğer köşesinde oturmuş olan Temel, selesinde sattığı elmaları Cemala göstererek, Cemal kardaşım, al haburadan bir okka elma, o zaman yengem seni eve alır, diye öneride bulundu. Cemal gülerek; Bilsam ki kari beni eve alacak, haçan bi okka değil, on okka elma bilem alırım. Temel’in soruna bakışı daha başkadır: Var misın bahse? Sen iki okka elmayi al baa ver, gideyim sizin eve, bak bakayım yengem beni eve aly mi, almay mi?

Ara, ara ama…

Temel, alış – veriş için Rus pazarına gider. Gürcü bayan satmak için getirdiği tüm eşyalarını bir valizin içine doldurup teşhir ediyordu. Temel, valizin içinde işine yarayan bir şey var sa almak için habire karıştırıyor ama aradığını bulamıyordu. O sırada Gürci kadın da kendi diliyle sık sık yok’ anlamına gelen, Ara… Ara!… diyordu. Kadın ‘ara… ara…’ sözlerini arayıp bulma anlamında yorumlayan Temel sonunda dayanamayıp patladı: Ara… ara… deysın, ama bişe yok, ne arayayim de baa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpek + balık…

Temel’in İstanbul’dan gelen konukları muhteşem villasını gezerken bayanlardan biri sordu: – Kız Fadime, siz çıldırdınız mı? Fadime konuğunun şaşkınlığını anlamıştı. Açıkladı: – Kız ne yapalum… Habu kocam Temel var ya, tuttur ki köpek besleyelim deyin… Ben da paluk besleyelim dedum. Soninda üç aşağı beş yukarı köpekbaluğunda karar kılduk.

Toptan bi defada

Temel ilkokul müdürüdür . Okulların açık olduğu bir dönemde kendisinin görüşü alınmadan tüm öğretmenlerinin nakilleri yapılmış, okulda yapayalnız kalmıştı. Kafası bozulan Temel sonunda telefonla Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nü arayıp sordu: Müdür beyim, haçan haburda yapayalnuz kaldım. Uşaklar okuma bekleyi, siz da bi dünya yazi yazup cevap isteysunuz, diye sitem etti. Karşı telefondaki müdürün sesi rahatlatıcıdır: – Vaziyeti idare et evladım Temel’in yanıtı ise şöyledir: – Olur müdür beyum, haçan bütun yazılara yıl sonunda toptan bi defada cevap veririm.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ölisi bile…

Temel’in eşi Fadime ve arkadaşları akşamdan toplanıp mısır koçanı ayıklıyorlardı. Herkes kendi kocasını överken Fadime de kocasını övdü: – Temel tıpkı paluk gibin yüzer, dedi. Tam o sırada koşarak gelen bir çocuk Temel’in takasının firtunada alabora olduğunu söyler. Fırtına bir yana, zifiri karanlık nedeniyle herhangi bir kurtarma çalışması yapılamaz. Aradan üç gün geçtikten sonra Temel’in cesedi karaya vurur. Arkadaşları Fadime ye hatırlatırlar: – Hani, Temel’un paluk gibin yüzerdi? Fadime sinirli sinirli yanit verir: Gözünuz kör midur, görmey misunuz? Kocamın ölisi bile yüzerek kıyıya geldi. Siz isa baa hala inanmaysunuz.

Sen bilmeysun!

Doğu Karadeniz deki yayla şenliklerine katılan Ankaralı bir yurttaş, oluşturulan geniş horon halkasının yarattığı neşeli ortamda kendini tutamaz, Temel’i koluna ilişip horona girer. Ankaralı horon oynamayı bilmediği için daha ilk hareketinde uyumu bozduğunu gören Temel sabredemez ve kolundaki konuğunu uyarır: – Ula hemşerum, sen bu horoni bozaysın, çık dışarı…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yalansa o zaman…

Temel çevresini saran gençlere cesaret aşılıyordu Siz istersenuz her işte başarili olursunuz. – Mesela, pen Ay’a çiktuğum zaman… Gençlerden biri kendini tutamayıp kıs kıs gülünce, -Ama haşimdik ayıp edeysunuz . İnanmaysanuz , çikun Ay’a bakun. Eğer kırkbeş numara ayakkabim izi yoksa, gelın habu yüzüme tükürun.

Bunu mu getiririm?

Temel , yaşlı ve çirkin karısı Fadime ile bir iş için İstanbul’a gider. Konaklama amacı ile bir otele girer ve oda ister. Resepsiyon memuru Temel’den evlenme cüzdanı isteyince, sinirlenen Temel; Ula baa baksana. Ben habu otele kari getırsam habuni mi getırırım? diye Fadimeyi gösterir.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yıln yemeği

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu: – ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur: – Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

Arabanız mı var?

Turistik otele gelen müşteri kapıda görev yapan Temel’e sordu Garajınız açık mı? Hazır cevap Temel’in yanıtı şöyledir: Uyyy… Yoksa sizun arabanuz mi var?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpeğe ihtiyaç yok

Evi ormanın hemen kenarında bulunan Fadime’ye İstanbul’dan gelen konuğu Nazime tavsiyede bulunuyordu: Fadimecuğum, benden saa akıl olmasun ama, bir köpeğunuz olsa iyi olur. Haburada yabani hayvanlardan korkmay misunuz? Hiç olmazsa bi tüfek bulundurun evde. Fadime oldukça rahat bir havada yanıt verdi arkadaşına: – Ey gidi Nazime, korktuğun gibi değil. Bizum Temel oyle bi horlay ki, ormandaki heyvanlarun hepisi kaçacak deluk arayi…

Vururim oni…

Temel, garsonluk için açılan sınava girmişti. Sınav komisyonu üyeleri Temel’in sinirlilik durumunu ölçmek için sorarlar: – Bak, Temel sen garson olacaksın. Masadakiler fazla içip sana ters davranırlarsa ne yaparsın? Temel hiç düşünmeden ve en emin şekilde yanıt verir: – Ne yapacağum, usuli dairesinde aşağı alırım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zelzele ye karyolalar

Sarp sınır kapısının açıldığı dönemde Doğu Karadeniz’de turistik oteller Nataşalarla dolup taşıyordu. Bir sabah Temel ile arkadaşı Cemal turistik bir otelin önünden geçerken kapı önüne atılmış hasarlı karyolaları görürler: – Cemal Uyyy… Habu karyolalara ne oldi haboyle? diye sordu Temel dudak alundan kis kis güldükten sonra: -Ya bak habu kafaya… Dün gece zelzele oldi, senun haberun yok mi? Bú yanıt karşısında Cemal daha da şaşır. Ama bizum ev hiç sarsılmadi. İşte tam sırasıdır. Temel bu kez taşı gediğine koyar: – Ula kafasuz Cemal, zelzele otelde oldi, otelde…

Niye Dursunali?

Temel’i babası azarlıyordu Ula sen aptal misun? Beş uşağın adi da aynı olur mi? Başka ad mi yokti? Temel kendini savunur: – Ama boba, sen her zaman Dursun emicam ila Ali dayimun yarum akilli olduğını söylemez miydun? Uşaklarım tam akilli olmasi içun meçburen hepsine Dursunali adını verdum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yeni Bitiyor

Rize deki ilkokulların birinde öğretmen resim dersinde çay bitkisinin resmini yapmalarını öğrencilerinden istemişti Dersin sonlarına doğru tüm sıraları gezip öğrencilerinin resimlerini gören öğretmen küçük Temel’in yanına gelince hayretini gizleyemeyip sorar: – Oğlum Temel, hani senin resmin? öğretmenum aha, görmey misın? Temer, (A4) kağıdı ebatındaki resim kağıdının ortasına sadece bir nokta koymuş, onu gösteriyordu. -Oğlum bunun neresi çay?, – Öğretmenim görmey misın, o daha ufacuk, büyüycek.

Sus!.. Sus!..

Temel, Devlet Hastanesinde check up yaptırmıştı. Dışarıda sonucu merakla bekleyen arkadaşı Cemal, Temel’e sordu: – Ne oldi?, ne oldi? Temel sus işareti yaparak Cemal’in kulagina eğilip fısıldadı: -Gizlu şeker… -Neee? – -Gizlu şeker… -ula anladum.. Anladum ama, niye kulağuma fısıldaysun oni, oni anlamadım. Temel sonunda patlar: -Ula amma kalın kafalisun, gizlu şeker deyruk da… Giz-lu şe-ker.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

13 Ay…

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde Yeni yıl’ ünitesini işlerken bir yılda kaç ay, kaç gün ve kaç hafta bulunduğunu da öğretmişti. Öğretmen öğrenim seviyelerini saptamak için sınıfta ki öğrencilere teker teker soruyordu. Sıra Temel’e gelince ona da sordu: – Temel yavrucuğum, söyle bakayım, bir yılda kaç ay vardır? Temel hiç düşünmeden yanıtlar: – 13 öğretmenim… Ama oğlum, ben geçen derste 12 ay var demedim mi? Demesine dedin öğretmenim ama, evde babam da sordi, ben 12 dedım. -Doğru demişsin. – Hayır öğretmenım, doğri demedım, bobam enseme şamari indirup, remezan’ı unutıysın deyip, yılın 13 ay olduğuni söyledi.

Ayri ayri uğraşmaktansa…

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin: – Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz: – Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerin lan ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ezberlemiyecekmiş…

Az önce bayiden gazete alan Temel, biraz sonra aynı gazeteden dört tane daha almak isteyince tezgahtar merakla sordu: -Az önce aynı gazeteden bir tane almıştın. Şimdi bu dört gazeteyi ne yapacaksın? Temel: – Ezberleyeceğumi mi sandun, anlamay misın da?!

Gene peynir ve yağ yiyesi geldi

Fi tarihinde Karadeniz de ulaşım deniz yoluyla yapılıyordu. Güzel bir havada motorlarına tereyağı ve peynir yükleyerek denize açılmışlardı. Yarı yolda deniz birdenbire patlamış, kuduran dalgalar motoru bir fındık kabuğu gibi oradan oraya sürüklüyordu. Yağ fiçıları, peynir tenekeleri hep denize dökülmüştü. Zor şer Zonguldak limanına girip karaya çıktıklarında Topal İlyas bir daha denize açılmamak için “üçten dokuza şart” etmişti. Bir kaç gün sonra deniz sakinleşmiş, adeta bir çarşaf gibi olmuştu . Arkadaşı Temel , Topal İlyas’ı kandırıp tekrar yola çıkmak istiyordu. Temel, ısrarla: Ula bak… Denuz tümdüz duruyi, hayde gidelm daa, diye sıkıştırıyordu. Topal İlyas ise kararlıydı: -Ula inanma. Denuzun gene peynir ve yağ yiyesi var da onin içun tümdüz duruyi… Anlamay misu- nuz….
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ey gidi eski günler…

Evliliklerinin üzerinden 40 yıl aşkın bir zaman geçmişti. Bir sabah Fadime, kocası Temel’e: -Ula hiç uyutmadın beni gece… Sabaha kadar horladın durdun, diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevaplığı ile de ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi: – Ey giyi ey… Habu benım horlamaların eskiden saa hep muzik gibi gelırdı… Eskiduk değil mi?

Gözüme bakarsan…

Temel Kozlu da çalışıyordu. Memleketten yeni gelmiş olan hemşehrisi Zonguldak’a nasıl gidileceğini ona sordu. Temel, Zonguldak’a gidiş yolunu tarif ederken hemşehrisi bön bön gözünün içine bakar durur. Temel tarifini bitirince, hemşehrisi Ula olayım canuğan, anlamadum, de baa bi daha… diye yakarır. Sabri tükenen Temel patlayıverir: – Kafasuz adam, gözume bakarsan saplanursun ha şu dağa, elimun ucuna bakarsan gidersın Zongul- dak’a… Anladın mi?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Senin niyetin bozuk!

Temel tüccardır. Herkes onu dürüstlüğü, çalışkanlığı, iyilikseverliği ile tanır. Kardeşi Cemal de öyledir.İki kardeş birlikte ticaret yaptıkları dönemde evin ihtiyaçlarını ilçe pazarından daha ucuza sağlıyorlardı. Ağabey Temel, kardeşi Cemale ilçede pazarın kurulduğu günlerden birinde; Cemal, bir hafta pazardan alış verişi sen yap. Pazarcı kadınlarla iyi pazarlık yap, aldatmasınlar SENİ, diye tembihledi. Tembihledi ama Cemal’in yanıtı hiç de beklenilen şekilde olmaz: -Ben karilarlan pazarluk edemeyrım, utanıyrım. Şakacı, nüktedan Temel burada da altta kalmaz, Cemal’in ağzının payını verir: Senin niyetin bozuk, elbette pazarluk edemezsın!

Habu boyumlan…

Kasabanın kahvesine iri yarı, elinde bir de kamçı olan birisi girerek oturanlara sorar: – İçinuz da Temel hanginuzdur? Bir dakika önce gürültüden kaynayan kahvede nefesler tu tulmuş, çıt çıkmamaktadır. Öte başta oturanlardan ufak tefek biri ayağa kalkarak; – Penum, ne olacak? dedi. Bunun üzerine soran adam; “Penum” diyeni bir güzel, evire – çevire patakladıktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Kahvedekiler; – Yahu, sen Temel değil, Ahmet’sın. Niçun hau heriften dayak yedun? diye sorunca dayak yiyen Hasan; – Habu boyumlan kandırdum oni; anlayın da… dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Oy gözuni sevduğumun ati…

Temel, bir gün İstanbul’da hipodroma gider. At yarışı yapıldığını görünce, nasıl oynandığını öğrenir ve müşterek bahise girer. Yarış başlar. Temel’in üzerine oynadığı at en sondadır ama O yine neşelidir. Kaybetmiş olmanın yürek ezikliğiyle şöyle der: – O gözuni sevduğumun atına bak. At deduğun ha boyle olur, bakın bütün atlari nasil katarlayi (kovalıyor).

İnceluğa bak

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı. Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı: – Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice… Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Tabanca kime yakışır?

Fi tarihinde Tonya’nın Karşular Mahallesi’nde düğün yapılıyordu. Gelenek gereği erkekler tabancalarını çekip havaya ateş ediyor ve bir yerde tabancalarının üstünlüğünü göstermeye çalışıyorlardı. O sırada komşu ilçelerden birinden gelip düğüne katılan Şakir adındaki konuk, tabancasını çekip bir şarjör mermiyi birbiri ardına havaya saydırınca Temel, yanındaki Cemal’i dürttü; – Habu adam da kimdur, ilk defa göriyrim? Cemal, ateş edenin komşu ilçeden Şakir olduğunu söyleyince Temel; – Yazuk tabancaya, yazuk!… diyerek görüşünü belirtir.

Geldim da gitmeyrim

Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş vapuru için gidiş -, dönüş bileti alır. İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar: – Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydın, gidiş – dönüş bileti aldıydın? Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir; – Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum. Cemal, şaşkın şekilde sorar: – Nasi ettun o işi he? – Piletumi gidiş – geliş aldıydım ya; geldım ama gitmeyrım, Tenuz Yolları peklesun dursun beni…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sen gıdıklanmaz mıydın?

Karadeniz kadını inek beslemeyi sever. Fadime, ilk kez doğum yapan ‘Sarıkız’ adlı ineğini sağıp sütünü almak istediği her girişiminde inekten yediği tekmeler sonucu maşrabası bir yana, kendisi öte yana düşmektedir. Yaşadığı kötü durum kocası Temel’e anlatan Fadime çözüm sorar: – Ula habu sığır baa süt vermeyi… Tekmeleyi… Ne yapayım? Temel her zaman ki nüktedanlığı ile akıl verir: – Ece Fadime, ben habu bizum sığıra hak verıyrım. Evlendığımızun ilk günlerinde ben senin memene tutardım da sen beni tokatlamaz mıydın?

Çakallar mi yesun oni?

Katil suçundan yargılanıyordu. Hakim: – Arkadaşını vurduktan sonra karayemiş dalına asmışsın, neden yaptın bunu? Anlat bakalım deyince Temel: – Üyy hakim bey, asmayaydım da çakallar mi yiyeydi oni?.. der.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Unutkanlık

Temel, eskiyen şapkasını yenilemek için köyünden yürüyerek yola çıkar. Evinin bir kilometre kadar aşağısındaki oto yoluna indiğinde evde birşey unutmuş olacak ki, oğlu Cemal’e varsesiyle çağırmaya başlar: – Ulaaa Cemaaaal! – Ulaaa Cemaaaal! Cemal yanıt verir: – Ne vat bubaaaa! – Ula habu kafamun ölçisini yastuğun altunda unuttum. Çabuk getir oni baa!

Vermedunuz ki isteysınuz

Temel, sürücü ehliyetlerinin Emniyet Müdürlüklerince verildiği dönemde ehliyetten önce araba almıştı. Bu nedenle de ehliyetsiz araba kullanıyordu. Bir gün trafik kontrolünde yakalanır ve polis evrakını ister: – Lütfen ehliyetinizi veriniz? Temel, cezayı yiyecektir bunu bilir ama, derdini de söylemeden edemez: – Eee ha bu olmadi memut bey. Baa ne zaman ehliyet verdunuz da isteysunuz?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hesap tuzlu olunca…

Temel, ilk kez geldiği İstanbul’da lokantaya gider. Yeriçer, hesabı ister. Gelen pusulada ‘garsoniye’ rakamını görünce garsonu çağırır: – Uşağum habu nedur? Çorba içtum, köfte yedum, salata da… Hepisi doğr… Habu garsoniye da nedur? Pen yemeğu yalınız yedim, siz gatsoni da ortak ettunuz. O halde bölun hesabi ikiye bakayım.

Kızdi baa herhalde…

Temel, Trabzon’da sinemaya gider. Gişeden bilet alır. Gösterim kapısından tam içeri girerken kontrol görevi yapan kişi bileti elinden alıp yırtar. Temel buna akıl erdiremez. Gişeye döner, yeniden bir bilet alır. Kapıdan girerken biletini tekrar yırtarlar. Tekrar gişeye döner, üçüncü kez bilet alırken gişedeki görevli durumu fark eder ve sorar: – Sen demin bilet almadın mı? Yoksa karaborsa mı yapıyorsun? Ne yaptın demin ki bileti? Temel, derdini anlatır. Yahu ben bilet alıytım, kapıdaki adam bağa kızmiş herhalde, bileti elimden alıp yıttayi oni… Baa bi bilet daha ver, belkim bu sefer yırtmaz!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Başıma dert olursun

Temel, İstanbul Mahmutpaşa’da işportacılık yaparken aynı meslekten İdris ile kapışır. Yumruklar, tokatlar birbirini izlerken, sıkışan İdris belinde – ki tabancaya asılır. Temel ise Sürmene yapısı bıçağını çekerken, İdris’e seslenir: – Yoo dur bakalım… Tabancan alışmazsa başıma dert olursun, sen de biçak al da gel…

Radyo da dinlensin

Kurtuluş günü nedeniyle TRT Trabzon Bölge Radyosu kemençe, davul, zurna havaları çalıyordu. Meydan Parkı bu ne- denle uklım tklımdı. Saatlerce süren bu yayınla herkes adeta mest olmuştu. İki dakika önceye kadar radyoyu pür dikkat dinleyen Temel, batı müziğinin başlamasıyla adeta irkilerek kendine geldi. Sonra parka hizmet eden garsonlardan birine seslendi:- Ula uşağum, azacuk yanıma gelsana… Garson, müşterinin birşey ısmarlayacağını sanarak Tem- el’e sordu: – Buyrun efendim, birşey mi emtettiniz? Temel, epey yorgunluk ifadesiyle şöyle dedi: Uşağum habu sizun radyonun ayari iyi giderken birden bozuldi. Herhalde kafasi şişdi. Kapatta biraz dinlensun…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Niye yok midur?

Temel, gazetecilikte daha adaylık dönemini yaşamakta ve Trabzon’dan İstanbul’daki haber merkezine telefonla haber yazdırmaktadır. Ancak, telefon hatlarındaki arıza nedeniyle söyledikleri karşı taraftan anlaşılamamaktadır. Haber merkezindeki şef anlayamadığı ‘Trabzonspor’ sözcüğünün kodlanarak söylenmesini ister. Temel, başlar:Trabzon’un (T) si… – Tamam. – Trabzon’un (R)’si… – Trabzon’un (A) st… Trabzon’un (B)’ si… deyince şimdiye değin susan karşı taraftaki şef; – Oğlum Temel, sen ne diyorsun. Ne biçim kodla- ma bu böyle? diye çıkışınca Temel kendinden emin şu yanıtı verir: – Ne deysun şefim, Trabzon’da babu harfler yok midir? ©

Hoppala!…

Temel, tanıklık yapmak için mahkemeye çıkar. Hakim, hüvviyet tesbiti için belli sorular sormaya başlar. Doğum tari. hi, doğum yeri, baba adi, ana adı gibi… Anasının adının sorulması Temel’in tuhafına gider; o da ha- kime sorar:Benum anamun adıni mi soraysın hakim bey? Hakim biraz bozulur ve Yok, benimkini… der. Bunun üzerine Temel, rahatlar. Haçan hakim bey, ben senun anağun aduni nere- den bileceğum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Aldatamadım

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takasi ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz. Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar: – Ula Cemal, hani paluklar? Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama, karam- sarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur: – Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Nasi anlarum?

Temel, yeni aldığı şemsiyeyi terziye götürür, bir delik açmasını ister. İster ama, terzi bunun anlamsız olduğunu, ya- parsa şemsiyeye yazık olacağını söyler ve ilavç eder: – Beni dinlersen, şemsiyeye delik açmayalım. Temel, kararlıdır ve itiraz eder: – Ula, ne anlamaz adamsun, yağmurun dinduğuni sonra nasil anlayacağum?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sığırlardan da becit misin?

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sev: diğini herkes bilir. Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok ac oldum. Fadime ahırdan doğru yanıt verir: – Götmey misın haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun, otur da bekle!.

O zaman binmezduk

İstanbul’da Beşiktaş – Eminönü otobüsüne binen Temel ayakta kalmıştı. Üstelik otobüs yağmur nedeniyle tıklım tıklım doluydu. Yol boyu her durakta inenden çok binen vardı. Bi- letçi de bir yandan:İlerleyelim arkadaşlar… İlerleyelim!… diye ikaz ya- parak gelen yolculara yer sağlıyordu. Her durakta aynı şekilde ikaz yapan biletçiye kızan Temel, sonunda dayana- mayıp sesini yükseltti: Has deysın, eyi deysın, ilerleyelum, yürüyelim deysun ama, haçan yütüyeceğduk o zaman otobosü binmezduk.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Büyük – küçük farkı

Temel, iyi bir yönetici, kültürlü bir ilkokul müdürüdür. Günlerden bir gün, birinci sınıfların eğitim çalışmalarını izlemek için sınıfa girer. Öğretmen karatahtaya, (yeni yıl gel- di) fiş cümlesini asmıştır. Ancak, cümle başı olan (Y) harfi büyük, yani kapital olarak değil (y) şeklinde küçük harf olarak yazılıdır. Müdür Temel, öğretmene sessizce: – Hocam, o (y) harfi büyük yazılmayacak mıydı? Öğretmen fiş cümlesindeki (yeni yıl geldi) yazısının tüm sınıfın uzaktan rahatça okunması için büyük şekilde yazmıştı. Bu görüşle Müdür Temel’e: – Müdür beyim, görmüyor musunuz büyük büyük yazdım. – Yoook… O (y) harfi o haliyle büyük değildir. – Canım, daha ne kadar büyük yazacaktım Müdür Bey! – Kardeşim, bu (y) harfinin bu haliyle lm. 2m. hatta tavandan döşemeye değin uzatsan yine de küçüktür, anla artık.

Çürük kafa

Köy merasının taksimi işinde çıkan kavgada Temel, arka- daşı Cemal’in kafasını yarmış iş mahkemeye intikal Gtmişti. Mahkemede C. Savcısı iddianameyi okuduktan sonra sıra Temel’in savunmasına gelince masumane şöyle dedi: – Uyy Hakim bey, ben ne bileyim habunun ka- fasının habu kadar çürük olduğun… Bi vurdum kafasi içine geçti…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Bedava haber yok

Temel nüktedanlığı ile sevilen – sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir. Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır: – Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle? Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle dedi: -Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.©

Hani reçeten?

Temel’in çalıştığı eczane o gece nöbetçiydi. Her zamanki gibi müşteriler tek tük geliyordu. Gecenin ilerleyen saatinde eczanenin kapısı tekme gürültüsü ile açıldı ve içeriye elinde tabanca olan maskeli bir soyguncu girerek, Temel’e seslenir: – Kasadaki paraları çabuk boşalt!… Temel, işin ciddiyetini kavramıştır ama yine de söylemeden edemez: – Ula deli misun, nesun? Hani reçeten?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Amorti niye yok?

Temel, Spor – Toto oynamıştı. 13 artı 1 tutturup köşe ol- mak istiyordu. Bir hafta boyu çeşitli hayaller kurdu bu nedenle Hafta sonunda tüm maçlar oynanmış sonuçlar ilan edilmişti. Temel, yine hüsrana uğramış, ancak son iki maçı tutturabilmişti. Yeniden Spor – Toto oynamak için gittiği bayiye sordu: – Haboyle iş olur mi hiç? Son iki maçı bildum, amor- tisi bilem yok…

Nuh tufanında taka…

Temel, her konuşmasında kendi sülalesinin çok eskilere dayandığını iddia ediyordu. Yine böyle bir konuşmasında ipin ucunu o kadar kaçır dı ki; Bizum sülale Yusuf Peygambere kadar gideyi, der. Arkadaşları Temel’in bu denli atmasına içerlerler ama gugırın sürmesi için havayı bozmazlar, Dinleyenlerden Cemal atılır: – Ula çok ataysın… Nerdeyse sülaleğun Nuh Pey- gamber’in gemisune binduğuni söyleyecesun… Bu sözlere alınan Temel, söz altında kalmaz, yanıtını şöyle verir; O kadar da değil, bizumkilerun o zamanlar kendi takalari var imiş…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zam geldi de…

Temel çok kötü şekilde üşütmüş, o nedenle de hasta- lanmıştı. Arkadaşları arabaya atıp doktora götürdüler. Doktor, Temel’i bir güzel muayene ettikten sonra onu getiren arkadaşlarına “Bi dakika…” deyip onları muayene odasının dışına çağırdı. Belli ki, Temel duyup morali bozulmasın diye hastalığın ciddiyeti konusunda arkadaşlarına birşeyler söylecekti. Bir – iki dakika sonra doktor odaya girip reçete yazmaya başlayınca Temel de elbiselerini giymiş, ayakkabılarının bağını bağlarken sordu: – Toktor bey, aca kaç metreluk kefen yazaysın? Ke- fcnc zam geldi da…

Patlama… Biletçi bilir.

İlk defa İstanbul’a gelen Temel ile Cemal tramvaya biner- ler. Biletçi her durakta durak adlarını söyledikçe yolcular da iner. Biletçi bağırdıkça inenleri gören ve henüz İstanbul’u bil- mediği için heyecanlanan Cemal arkadaşı Temel’e; Ula, biz nerede ineceğuk? diye sorar. Temel, arkadaşını küçümseyerek yanıtlar: – Patladun mi? Helbette bezum da ismimuzi soyleyecak, piletçi nerede ineceğumuzi bilur.,
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ördeğin beline geliyor

1990 yılı Haziran’ında Karadeniz’de büyük sel felaketi yaşanmıştı. Bu.nedenle dereler / çaylar taşmış, çevresine büyük zarar vermiş, çoğu köprüler sele kapılmıştı. Temel ile Cemal selden sonra köye döneceklerdi ama sel, köyün köprüsünü alıp götürmüştü. Dere kenarına gelen Te- mel ile Cemal çaresiz ne yapacaklarını düşünürken, Cemal birden atıldı: – Uyy!… Temel ya bak ha şu ördeğa… Yüzup karşiye geçti. Onun kadar olamayruk. Temele yanıt vermeye fırsat vermeyen Cemal, kendini sel sularını attı. Tabii ki Cemal sel sularını kapılıp giderken ‘İmdaaat!’ diye bağırması boşunaydı. Biraz sonra Temel’in ahlanıp / vahlanıp ağladığını görenler nedenini sordular. Tem- el, Cemal’in sel sularına kapıldığını üzüntü ile anlattıktan sonra; – Ben da bişey anlamadım. Demincek karşiya bir ördek geçti. Su ancak beline kadar gelıyidi. Cemal suya daldi, kayboldi – gitti.

Ahmak mi sandun beni?

Fi tarihinde Temel, radyo satan bir dükkanın önünden geçerken kulağına kemençe sesi gelir. Derhal dükkandan içeri girer ve sesin radyodan geldiğini öğrenir. Radyonun £i- yatını Sorar ve satın alır. Radyocu radyonun nasıl çalıştığını bir güzel anlatır ve Temel’i uğurlar. Temel, akşam köydeki evine gider, radyosunu kurar ve istasyonu çevirir. Fakat radyodan kemençe sesi yerine alafranga müzik sesi gelir. Buna fena bozulan Temel, ertesi gün soluğu radyocuda alır ve hışımla sorar: – Ya bak baa bakayım, sen beni ahmak mi sandun? Habu radyo kemençe çalınayi!…

Kaynak: https://masaloku.com.tkomik-fikralar
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 15:40 masalokucomtr Şiirler

Şiirler
https://preview.redd.it/j6f2wy5tghw31.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=524d74db0dc2afc52f417821489f4aad9419ee87

Şiirler

Ömrü Tükenmiş Bir Köprü Yalnızlığı

Ömrü Tükenmiş Bir Köprü Yalnızlığı
Ömrü tükenmiş bir köprü yalnızlığı benim yalnızlığım
Anlamaz halimi menzilsiz yolcular
Duyamazlar boyayla kapattığım çürüyen demirlerimin acı çığlıklarını
Göremezler geçen her yolcuda belki sana benziyordur diye umutla açılan gözlerimi
Fark edemezler kışın ortasında açıp renksiz kalan çiçeklerimi
Hissedemezler hasretinden gün be gün eriyip tükendiğimi
Ömrü tükenmiş bir köprü yalnızlığı benim yalnızlığım
Gözbebeklerim çoktan küstü gün ışığına
Yokluğunun ipiyle asıldı ruhum boş duvarlara
Bekliyorum yıkılacağım günü
Bekliyorum sana kavuşacağım günü
Yazar: İLKER BİLGİÇKonu: Şiirler

Eylül’E

Ipıssız Çöllerde açan çiçeksin,Serab-ı ömrümde asıl gerçeksin,Karanlık anıma doğan güneşsin,Eylül Erva Huzur oldun, yağdın ömrüme.
O güzel gözlerin kalbime akar,Her derdin içine neşeyi katar,Şu fakir ömrümde zenginlik saçarEylül Erva huzur oldun, yağdın ömrüme
Şiir Oku Şiirler
Yazan: M. FEYZULLAH ÖZDEMİR
Konu: Şiirler

Düşümde Sen

Hüzne hakim tepeden bakıyorum hayata,Sessiz sedasız yudumluyorum çayımı,Dalıyorum yine hayaline…Yalnız hayallerde gülmek varmış garip ömrümde.Mısralar dökülüyor dilimden usul usul…Düşümde sen,Dilimde sen,Şiirimde sen varsın.Seni haykırıyorum herkese dize dize,Seni anlatıyorum bilene bilmeyene.Ve seni yaşıyorum sensiz her saniyede.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: M. FEYZULLAH ÖZDEMİR
Konu: Şiirler

Sustum

Canımı yaktın ya sen,Sustum.Beni ağlattın yaYine sustum.Unut dedin umarsızcaSadece sustumGittin benden …Bir an bile düşünmeden Sustum.
Şimdi sen sus !Ben konuşuyorum artıkSeni bütünüyle siliyorum!Tıpkı sen gibi
Sen sevmeyi bilmezsin!Ağlamaya değmezsin!Bırak böyle bitsinUnutmak mı?Sen de kimsin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: NİHAL KIZIL
Konu: Şiirler

Sensiz

Hayat o kadar anlamsız ki,Sen yanımda yoksun diye.Anılarım sensiz kaldı, ben yarım kaldımSen yanımda yoksun diye.
Geçmişe dönük hatırlıyorum her şeyi,Tek başıma yaşıyorum sessizce,Susuyorum sensizlikte, sessizce ağlıyorum,Sen yanımda yoksun diye.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: FATMA DENİZ
Konu: Şiirler

Yürüyorum

Nereye gideceğimi,Ne yapacağımı bilmeden,Yürüyorum adım adım…
Seviyorum…Hunharca, usanmadanBıkmadan, usanmadanSeviyorum adamım…
BiliyorumOlmayacağını, öleceğimi,Dayanamayacağımı,AğlayacağımıYarım kalanım.
Gidiyorum.Sensizlik ağır geldi bu kalbeBu hüznü bu derdi kaldıramadım!Gidiyorum artık, gidiyorum ben.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: HATİCE ÖZBEY
Konu: Şiirler
Gününe ışık, geceye yıldız olmak istedim.Sen ise gündüzümü geceye gecemi zifiri karanlığa çevirdin.Bu muydu sana verdiğim aşkın değeri, karşılığı?Bu kadar mıydı sevgime vereceğin karşılık?Keşke hiç tanımasaydım be adam.Yaktın yüreğimi kül ettin benliğimi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCI
Konu: Şiirler

Beni Bana Anlat

Gözlerimle her şeyi anlatmak istiyorum:Seni ne kadar çok sevdiğimi,Seninle olurken hayatın durduğunu anlatmak istiyorum.Gözlerin gözlerimi hapsetti, biliyorum.
Hayata senle de devam edemiyorum sensizken de,Umut ediyorum bir an sahilde,Sözlerim tutuklu kalbim kafeste,Gözlerin gözlerimi hapsetti yine.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Baba Hasreti

Gece gözlerim kapılarda,Bir gün gelecek diye bekliyorum orada.Gecenin ardında yine sensiz geceler var.Yine gözlerim kapılarda,Senin o kapıdan girmeni bekliyorum baba!
Herkesin babası çocuklarını seviyorken,Herkesin babası çocuklarını öpüp kokluyorken,Ben yine senin yokluğunu hissediyorum.Bir gün var olup bir ömür yok olma baba!
Gencecik yaşında yükledin bütün yükleri anneme,Senin yokluğunda annem kol kanat gerdi bize,Hem anne oldu hem baba bizeBir gün olsun dahi çekip gitmedi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Yeni Yıl

Zaman su gibi akıp gitse de ruhunda;Hiç yaşanmamış gibi olsa da hayatın, acımasız olsa da takvimler, aylar, yıllar sanaHep boğul o mutlu anılarınla.
Mutluluklar sende hayatı bulsun,Tüm yüreğin umutla huzura doysun,Zaman acımasız olursa olsun,Hep su gibi akıp giden bir hayatın olsun.
Nice benli senelerle dolsun hayatın,Hiç bitmesin ruhundaki on yedinci yaşın,Seni bana getiren yüreğin olsun,Benli dakikaların hep umutla dolsun.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Kıymetsizim

Karar verdim artık;Sen yoksun içimde…Varlığın etkisiHiç olmadı kalbimde…
Sevginin değerini bilmeyenlerdensin sen!Benim hakkım helaldir de!Vicdanın affetsin yeterÜzülen bendim yineVicdanın affetsin yeter.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevdalanan Şiiri

Seni bilmem ama ben kararlıyım,Sen sevmesen de ben sevdalıyım,Bu aşkta senden çok ben zararlıyım,Seni bilmem ama ben kararlıyım.
Kalbimden geçen ses “Terk et!” diyor,“Olmayan duaya amin deme, ümit etme!” Diyor.Kaderimiz yazılmışsa böyle hüzünle,“Sen yoluna ben yoluma devam et.” Diyor.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sana Bir Şey Olmasın

Benim hayatımda olmasan bile,En mutlu anlarım kalsa mazide,Sensiz nefes aldığım yok bir saniye,Aşkıma aşkı kattı her bir zerrenle
Sana olan aşkımı haykırdım durdum,Sense bu sevdaya hep karşı durdun,Bitmeyen yarama neşteri vurdun,Bu masum gönlümün celladı oldun.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Öğrendim Ki

Öğrendim ki ben asla kendim olamamışım,Hayat bana açılmamış derde çare olamamışım.Öğrendim ki bu dünyada kimseyi sevmeyeceksin kendini sevdiğin kadar,Kiseye, bağlanmayacaksın: Dostuna, hayallerine bağlandığın kadar.
Öğrendim ki içini herkese dökmemek gerek,Ne her şeyi duymak ne de her şeyi anlamak…Vurdumduymaz olmak gerek.Öğrendim ki hayat bana ayak uydurmyor, benim ayak uymam gerek.Öğrendim ki bir gün daha geçti ömrümden.
Öğrendim ki hayat hep zıtlıklardan oluşmuş: Acısı, tatlısı, hayali, gerçeği gibi.Bir insan birçok sıfat sığdırmış şu kısa hayatına:Anne, baba, abi abla ve kardeş olurmuş sırayla,Öğrendim ki bu mahzun can hayallere yürümüş,Durmaksızın her an her zerresiyle.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: R.BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler

Her Şeyde Aradım Seni

Yağmur damlalarında aradım seni,Üstüme düşüp de kalırsın diye,Bir umutla bekledim damla, damla bana gelişini,Sen ise beklemişsin benden kayıp gidişini.
Seher vaktinde ruhumu aydınlatmanı istedim,Sabahın güneşi gibi hayatıma doğmanı…Baharın en taze saatlerinde gelmeni istedim.Sen ise çekip gitmeyi istemişsin.
Gece yıldızlarda aradım seni,Parlayan her yıldız da seni hissettim,Kalbimde ısınmanı bekledim,Kalbimde kayıp gidişini değil.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: R.BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler

Dön Artık

Bırakıp gittin ellerimi,Yapayalnız kaldım bu yabancı elde,Sensizlik ne kadar zor ne kadar acı,İçimi yakıyor sensiz aldığım her nefes.
Yaşayan bir ölü olmuş bedenim,Şu tatsız tuzsuz hayatta bitmez kaderim.Bir zamanlar hep seninle yaşayan benim,Sensizlik kokuyor artık her nefes.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Senin Yokluğunda Ben

Senin yokluğunda ben,Gece gündüz ağladım.Sen yanımda olmayınca,Ne yapacağım?Anlayamadım.
Senin yokluğunda ben,Ağladıkça ağladım.Kokunu özlediğimde ben,Yokluğunu anladım.
Senin yokluğunda ben,Umutsuzluğu anladımYokluğunla kalırken,Sessizce, usul usul ağladım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: NESLİHAN BAYRAM
Konu: Şiirler

Yakalayamadığım Sen

Sen öyle çözülmez;Öyle karmaşık bir bulmacasın ki,Çözemedim seni sevgili.Sorunca görünmez,Araştırınca ounmaz bir şeysin.
Sen öyle anlatırmaz bir şeysin ki,Görünce dilim tutulur,Anlatılınca aklım karışır.
Sen öyle tatlı bir şeysin ki,Her anı kalbime huzur,Dünyama sevgi aşıklar.
Sen bana verilen en güzel hediye.Anlamsız gönlüme en güzel manaSen yaşama hevesimi arttıran doruk sevdamsın.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Annem Şiiri

Hayallerim vardı Anne onunla olan,Onunla başlayıp onunla biten.Çok mu şey istedi kızın anne?Sadece bir avuç mutluluk, bir avuç huzurdu oysa.
Öyle bir gülüşü var ki her derde dermanO gitti gideli kalmadı derman.Günş açmaz oldu sabahlar olmaz,Bak kızım karanlıkta boğuldu annem.
İki şey aklımdan hiç çıkmıyor;Üzülme,ağlama kızım diyişin…Ve onun gülüşü…Gülüşü hiç aklımdan hiç çıkmıyor annem,Seviyorum dedikçe sevme dedilerOnları dinlemedim affetsen annem.Varım yoğum,nefsim,yaşam sebebimben senin kızınım seninle varımSen benden hiç gitme bırakma annem.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCİ
Konu: Şiirler

Sensizken Zaman Geçmiyor

Severken geçen vakit özlerken geçmiyor,Onsuz’ken zaman hiç geçmek bilmiyor,Bu canım bu tende onsuz olmuyor,Severken geçen vakit özlerken geçmiyor.
Severken güneş batmaya. Yıldızlar kaymaya utanacak.Sonbahar da yapraklar sararmayacak,Ve sen ay yüzlü sevdam!Sevdan hep kalbimde yaşayacak.
Severken yağmur olup yağmak istedim üzerine,Kuş olmak istedim kalbinin kafesine,Severken bakışın olmak istedim bir kare,Mutluluğa uyanan kalbin olmak istedim bin kere.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: İMMİHAN AVCİ
Konu: Şiirler

Seni Çok Sevdim

Seni çok özledim, muhtacım sana.Işık oldun, şu karanlık dünyama.Gökyüzümü karanlık bulutlar sarsa,Seni bekliyorum muhtacım sana.
Bitmeyen şarkımsın sen sevdiğim,Ve her zaman da öyle kalacak böyle bilirim.Olur da bu candan vazgeçersen bir gün,Bil ki sonsuza kadar bende kalacak bu sen.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEHER TATAR
Konu: Şiirler

Fani Dünyadaki Hislerim

Ben Yaşayan Ölürlerden miydim?Yoksa ölüp de yaşayan mıydım?Ben her umutlandığımda sevmek geldi aklıma,Sen gece karanlığımın aydınlatan yüzü;Sen beni benden alıp götüren kalbin umudu,Bazen sensiz kalmaktan oldum kördüğüm.Bazen de aklıma gelince durup güldüğüm…Kollarım güçsüz gözlerim, karanlık kör kuyu,Bu kalp var ya bu kalp sensiz bulamaz yolu,Sen var ya sen benim sonsuzluğumun umudu.Baktıkça beni içine çeken;Ben hep bir umut, bir aşk, bir sevgi ile hayata eken.Sen var ya sen…Umudum, huzurum her şeyimsin.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEVİNÇ BAŞLİ
Konu: Şiirler

Gidişlerin

Öyle bir geldin ki,Gitmezsin sandım.Meğer yanılmışım,Gittiğinde anladım.
Beni çok sever,Hiç üzmez derdim.En büyük ihanetiBen sende öğrendim.
Kapadım kapılarımıSana ve aşka.Yokluğunda güzelleşen kalbimAtıyor bir başka.
Kabul olacak duam olsan,Amin demezdim sana.Yolun hep açık olsun!Emanet ol Allah’a.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

Babalar Da Ağlar

Bak kızım!Babalarda ağlar.Senin tırnağın kırılsa bile,Benim içim yanar.Hastalanınca,Başucunda dururum.İyi olman için,Gece gündüz duayla olurum.Sizi büyütmek,Her zorluğa göğüs germek,Koruyup kollamak için,Her zorla savaşır dururum.Babalık denirbuna,Ben sizin için varım,Sizin sevginiz için,Ben her şeye hazırım.Tüm çabam budur:“İyi bit baba olmak.”Bütün yük üstümde,Bundandır ağarır saçlarım;Bundandır yarım kalmış sözlerim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: MERVE NUR SÜT
Konu: Şiirler

Hoşçakal

Sormasın artık kimseSeni bana, eni hayata!Yokum artık buralarda…İstemiyorum kimseyi etrafımda!
Alıştım ben yalnızlığa…Sen beni alıştırdın be adam!Tüm yarım bırakılmışlıklaraHer şey kaldı dilimin ucunda…
Ne git diyebildim ne de kal.Her şeyim yarım bu canımı da al…Ben yokum artık!Bari sen Hoşçakal!!!
Şiir Oku Şiirler
Yazan: HATİCE ÖZBEY
Konu: Şiirler

Bilir Misin

Yüreğime sor geceler şahit.Şu dünyamı varlığıyla mutlu edensin,Senle hülyalara dalmak ne güzel!Bilir misin?Şu alnıma yazılan en güzel kaderimsin.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEDA AYTEPE
Konu: Şiirler

Bu şehrin Bıraktıkları Şiiri

Bu şehir bana sevmeyi öğrettin,Bu şehir bana seninle mutlu olmayı öğretti;Şimdi yaşadığım bu şehirde güneş doğmuyor,Şimdi yaşadığım bu şehirde yağmur yağıyor.
Seninle yaşadığım bu şehir yabancı geliyor artık,Başımı alıp gidesim geliyor buralardan,Her köşe başında hatıralarımız var,Biz diye bir şey kalmadı buralarda.
Belki bir gün pişman olup gelirsin,Tüm dertlerim son bulacak gelirsen,Belki o zaman yokluğun sızıları son bulur.Hadi gel, gecikme artık umudum.Bir elvada seni götürdüğü uzaklara,Bir deniz dalgası her şeyi silip süpürdü,Seni son bir kez görmek istiyorum,Sana son bir kez sarılmak istiyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

YALAN DÜNYA ŞİİRİ

Doğrular her zaman acıdır bilirim,Ama yalanlara kurulmaz ki dünya.Hani her zaman doğru diye bildiklerinGün gelir yalan olur yaBin bir yalan üzerine kurulu dünyaSonra geceler bir dönmüş üzerineYalan rüzgarına dönmüş dünyama denizDoğruyu,doğru olanlara hasretYıkılsın yalandan dünya
Şiir Oku Şiirler
Yazan: FATMA DENİZ
Konu: Şiirler

GÖZLERİNE DALIYORUM

O kuytu yerdeki güzel gözlerin,O kadar güzel bakıyordu ki,O kadar samimi o kadar senden,Baktığın her yerde varlığın içten
Beni benden alan güzel gözlerin,Başa bela oldu bitirdi beni,Bakmaya korkuyorum aşkla gözüne,Başa bela oldu bitirdi beni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

HAYALİMSİN

İnadına hep hayır diyorsun bana,Elimde hiçbir şey gelmiyor ne çare?Sadece hayırlısı deyip de umutsuzca,Çekiliyorum sessizce köşeme.
Bekliyorum bazen kocaman hayallerimle,Bazen küçücük umutlarımla,Bıkmadan usanmadan bekliyorum senigelirsin, gülersin diye.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

NASIL UNUTURUM SENİ

Ne kadar zormuş beklemek,Ne kadar zormuş özlemek.Korkuyorum artık yüzünü unutmaktan,Korkuyorum kulağımdaki çınlamalar…Bitecek diye korkuyorum!
Bazen o kadar zamansız geliyorsun ki aklıma,Aklım şaşıyor nereye bakacağımı bilemiyorum.O an acıyorum kendi kendime.Ama elim gitmiyor isteksizce hiçbir şeye.
Söyle şimdi nasıl unutabilirim seni;Nasıl atacağım, aklımdan sesini.Gülüşünü, o masmavi gözlerini nasıl unutacağım?Kendime keke bile diyemiyorum yine.
Gün gelip kendimi unuturum da,Bir türlü seni unutamıyorum.O kadar uzaksın ki bana sevdiğim,Uzanıyorum ama bir türlü tutamıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KAYA
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sen: deli gibi seven bir aşık,Sen: Meyvesi olmayan bir aşk bahçesi,Sen: Hayal peşinde koşan genç,Sen:Kalbinin sesini dinleyen bir deli,Ben umutsuz aşka serseri…
Sen:Aklına estiği gibi davranan duran,Sen: Bir gün seven bir gün sevmeyen,Sen: Bir varmış bir yokmuşum gibi davranan,Sen: Hayatı bir masal gibi yaşayan,Ben aşkına gir yan..
Sen: Gönlü aklına uymayan bir serseri,Sen: Düşünmeden karar veren deli,Sen: Beni ben diye sevmeyen biri,Sen: Her an kendinden bezdiren biri,Ben sessiz sedasız küskün biri…
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Yalnız düşünmek istemiyorum şu sıralar seni,Kafamda yine onlarca soru birikti.Adın diyorum unutulması ne mümkün?Bir yağmura bakıyor bütün hatıralar.
İnsan ne kadar umutsuz olabilior bazen,Ne kadar yenik kalbine ve nefsine,AŞK olmaz senden kadın!Adın gibi SEVİNÇ’li olsun,Akar gidersin.
Senin damlaların ne beni temizler,Ne seni masum kılar,Olduğun yerde olduğun gibi yeniden severim seni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEVİNÇ BAŞLİ
Konu: Şiirler
Nisan Yağmuru Şiiri
Nisan Yağmuru gibi bedenime akıyorsun,Seher rüzgarı gibi yüzüme esiyorsun,Gelmediğin yolları ezberlettim kalbime,Kaybolmuş sayfalarım seni anlatıyor.
Sen romanlarımda biriken hüzündün,Sen yollarıma çizilmiş bir eyvallahtın,Sahte yalnızlıklar içinde yaşıyorum neredesin?Emanetinle yaşıyorum neredesin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

Askere Sözler

Ey Afrinin aslanları!Sizin kükrediğiniz gecede,Dağlar bayırlar korkar sizden,Dalgalanır al bayrağım.
Sen ağlama güzel annem!Bu ülke hiç bitmeyecek.Hamzanın aslanları olduğu sürece,Bu ezan hiç dinmeyecek.Mehmedin yüreği attığı sürece,Sen dalgalanmaya devam et şanlı bayrağım!Mehmedim sana selam duracakMehmedim yine hakka koşacak.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA AKDOĞAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Kalbimin en derininden saklıyorum sevgini,En huzurlu yerindesin mahzun kalbimin.En masum yerindesin senle çarpan kalbimin.Hayal kırıklığım da olsan,En özel yerindesin.
Sen benim tek hayalimken,Buna elveda demek neden?Ağır geliyor bana sensizlik derde neden?Elimden gelmez bir şey, yıkılıp gitti benden.
Çaresizlik içinde yalnızca izliyorum,En güzel hisleri maziye gömüyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: REMZİYE PERİ
Konu: Şiirler
Ne Kadar Masum Muşum Şiiri
Düşündüm de… Ne kadar da masum muşum?Kalbimin en güzel yerini sana ayırmışım,En yoğun meşguliyetim sen olmuşsun,Farkında değilmişim.Sen geliyorsun aklıma, biz geliyoruz.Her zerremdesin her anımdasın.Söylesene şimdi nasıl unuturum seni?bak işte bu kadar çaresizim.Sahi sen bilmezsin çaresizliği,Tıpkı beni bıraktığın günkü gibi.Unutamadım biliyor musun o gözlerindeki parıltıyı?Ama acı olanı da neymiş biliyor musun?Bana bakarken değil başkasını düşünürken parlıyormuş o gözler.Ama anlayamıyorum işte sen bu kadar vicdansızken,Ben nasıl bu kadar masum kalabilmişim.Ve ben anlam veremiyorum kendime,Pişmanım bile diyemiyorum kıyamıyorum gamsızım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: DİDEM ÇİÇEK
Konu: Şiirler

On Beş Temmuz

Yerde kan revan abilerimiz,Gözleri yaş dolu annelerimiz,Kaldı boğazımızda hevesimiz,Dolu gözlerimiz.
Kimi başa baş kaldı bu silahlarla,Kimi güldü buna kahkahalarla,Allah yardım etsin bu evlatlara,Suçlusu bu hainler olduktan sonra.
Bu vatan için verdiğimiz canlara,Nasıl kıydı bu hainler analara.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: EBRU DURSUN
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Hayat Bazen yalnızlık dolu.Ne yapacağını bilemezsin, nasıl unutacağını,“Kalbinin sesini dinle.” dersin kendine.
Şu kalbinden çıkarabilmek, atabilmek, yaşayabilmek…Çünkü hayat devam ediyor.Yalnız olmak belki de olması gereken.Hayat devam ediyor.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: PINAR TOSUN
Konu: Şiirler
Neredeyim Bilmiyorum Şiiri
Neredeyim bilmiyorum.Belki yıldızların arasında,Belki de daha tanınmamış şiirlerin ortasında…
Neredeyim bilmiyorumO bentleri aşan çizgide mi,Yoksa kilitli kapıların arkasında mı?
Neredeyim bilmiyorum.Esmeyen rüzgarlarda mı,Durgun bana bakan adamlar da mı?Hadi söyle bana, neredeyim ben?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: RUKİYE DURAN
Konu: Şiirler

Şiir

Senin sevgi dolu yüreğine hasretim,Ezgi gibi sözlerine hasretim,Sensizlik ateşi yakar bilirim,Hiç kimse anlayamaz ben hep böyleyim.
Kalbimdeki yarayı kimse bilemez,Dermansız derdime çare olamaz,Bu beden bir an dahi sensiz yaşamaz,Dayanamaz koşarsın gönül bağıma,Şu fani alemde beni bırakma.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA KÖSE
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Ben seni senden kıskandım sevgili,Sesindeki huzurundan kıskandım,Şimdi senin yokluğun içerisinde kıvranıyorum,Gelmeyeceğini bile bile bekliyorum.
Sen benim ezberim oldun.Uyurken, uyanıkken, müzik dinlerkenSen benim her zerremde oldun.
Nereye baksam oradasın.Yokluğumda da sen varsın, kalbimde de.Niye böyle olduk biz?Acı her yerde.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Senin bende bıraktığın iz vardı ya hani,Hala kalbimi delik deşik eder.Hatırlar mısın? Bir söz vermiştin biz ayrılamayız diye.Niçin bu kalbi öksüz başına bırakıp gider?Bırakıp gidişini anlatırken gönlüme.O mutsuzluk dolu günler gelir aklıma.Gözyaşına boğulunca üzgün yüreğim,Hayallerle dalar gider gözlerim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Özünde varsa bir yaşanmışlık,Kalbinde hep kaladurur yarası,onu unutmak için denersin yolları,Ama ne çare? Unutamazsın…
Zamanla öğrenirsin onsuz olmayı,Unutmak zor kim bilir gelir belki.Mecbursun unutmaya,Onsuz yarım kalsan bile.Dik durmaya çalışırsın.Kalbin yarım kalsa bile.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TÜLAY TOSUN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sensiz kaldığım günden beri,Kader benimle oyun oynuyor.Özlüyorum seni, özlüyorum o günleri.Hadi dön. dön gel sevgilim.
Saçlarımı okşardın,Ellerimi tutup kalbinde saklardın,Seni seviyorum derken parlardı gözlerin.Hadi dön, gel sevgilim.
Bana o günlerin mazide kaldı diyorlar.Unut artık unut diyorlar.Hayırsızın biriydi bırak deyip,Unut artık unut diyorlar.Hadi dön, dön gel sevgilim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: TEVHİDE DOST
Konu: Şiirler

Tanırım Şiiri

Ben seni tanırım,Ben gibi içim gibi
Ben seni duyarım,Özlediğim şarkılar gibi.
Ben seni söylerim,Şairin sevdası gibi.
Ben seni severim,Sen gibi, Senin gibi.
Ben sende benim,Hayal gibi hayat gibi.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler
Beni Geçti Şiiri
Ayaklarımın taşıyacağı bir bedenim yok artık,Beni geçtim beni.Gözlerimin gözlerine değmesi hayalim,Gözlerin cennet gibi lakin ben yanmaya mahkumum.
Yalan sanıyorsun ya bunları, en çok sana acizim.Karanlığın içindeki beyaz nokta gibiydim.Korkma söyle ne zaman unuttuğunu,Bak hala her satırda yine ve yine seni yazıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: GÜLENDER DEMİRGÜÇ
Konu: Şiirler

Şiir Oku

İçimdeki en büyük güzellik sevgidir.Sevgi rengarenk havai fişeğe benzer.Bırakın yüreğinizdeki havai fişekleri göklere yükselsin,Gökyüzünü rengarenk boyasın dursun.Sevmektir korkma! Ek rengarenk güzellikleri hayata.Yaşa baştan ayağa sevdanın en güzelini,Yaşat sevgiye muhtaç tüm gönülleri.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA AKDOĞAN
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Bazen rüyalarımda seni görüyorumSöylemek istiyorum ama söyleyemiyorumKırık bir aşkın sakat kalmış bir oyuncusu gibiÇünkü sana olan sevgimi anlatamıyorumHuzurum, umudum, zorum…Sevdiğim…Sensiz olamıyorum.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ZİŞAN ERDEM
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Unutamadıklarımızla ufuklara yelken açarız.Yelkenlerimizi savururken rüzgar bizi,Hayatın derinliklerine sürüklerken,Güzel günlerin hışırtısına kapılır yüreğimiz.Hayatı hep böyle anmak isteriz, hep böyle.Nefes almak ister düşlerimiz.Sonsuzluğa açıp hiçbir rüzgara yenilmeyenYelkenlerimizi dalgalandırırız.Hayat dedikleri neydi acaba?Mutluluk, varlk, güzellik içinde yaşamak mı?Yoksa yoksulluk yokluk içinde yaşamak mı?Ya da hayat bize sunulacak en değerli varlık mıdır?Hayat sonu olan bir yokuş mudur?Çıkması zor inmesi kolay bir yokuşHepimizin bir çıkmazı var;Anlaması ve anlatması zor olan bir çıkmaz.Bazen gidip çıkmazlardan kurtulmak,Nefes almak isteriz.Bir şeyi hesaba katmamışız:Hayatın çıkmazlardan dolu bir serüven olduğunu…
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA KAVAK
Konu: Şiirler

Şiir Oku

Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor.İnsanın kalbi, aklı hep yeniyor,Bile bile uykusuz gecelere dalıyor.Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor.
Neyin inadı bu diye sormayın, sebebi gurur.Ne kadar yenilse de kapısında durur,Terk ediyorum yine dalıyorum acılara.Ne kadar acı veriyor olsa da insan seviyor
Şiir Oku Şiirler
Yazan: SEDA AYTEPE
Konu: Şiirler

Şiir

Bir garip yolcuyuz bu ıssız dünyada,Gelip geçici hevesler uğruna harcıyoruz ömrümüzü.Kimilerimizden bir şeyler alır.Bir garip diyarda umutsuz yolculuktaKimi üzgün, kimi sessiz, kimi yorgun…Yolculuk.. Sonsuzluk…Mutluluk….Kimin ne aldığı ve kimin ne alacağı Anlamsız diyarda.Mısralarımdaki son heceler, nağmelerimdeki eceler,Sensiz geçen bu ıssız geceler,Umut kokusu seçerler.Hepsi uçup gidiyor bir anda.Bazen bütün kanatlarımızı kırarlar,Hayatta bakışımızı karalarlar,Bizi yıkmak isterler,Zayıf noktalarımızdan vururlar.Bize kara kara geceleri yaşatmak,Bizi yaşarken öldürmek isterler.Neredesin ey nazlı güzel,Sözün bittiği yerde misin?
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA KAVAK
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Aşk öyle bir şey ki;Dokunmaya kıyamazsın,Yaşamaya doyamazsın,Anlat deseler anlatamazsın.
Hem derdine derman olur,Hem de derdine dert daha katar.İnsan aşık olunca neden hiç yapmadığı şeyleri yapar?Çünkü aşk seni sen olmaktan alır, yakar.
Hayallerin olur, umutların olur,Hem derdin olur, hem de dermanın olur.Bir anda o kara gecelerin aydınlanır.Ve bir o kadar da senin canını yakar.Bir o kadar da bütün gecelerin cehenneme dönüşürGurur mu? Umurunda olmaz.İşte aşk öyle bir şey ki:Seni hem mutluluğaHem de mutsuzluğa götürür.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: DİDEM ÇİÇEK
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Sokaklarda bir başıma durmuşum, Elimde resmin gözlerine vurulmuşum,Nasıl da bağlandım bir bilsen?İçim kan ağlıyor bir sana tutulmuşum.Çağırsam seni bana gelir misin?Korkuyorum yine sensizlikten.Sensizlik nedir bilir misin?Ellerimi açıyorum her yerdeAşkım gözüme inmiş bir perde.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: ESRA ESEN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Bu fani evrende,Kelebeğin bir günlük ömrü gibi sevdim.Bitmeyecekmiş gibi,Sana anlatmak isterdim.Gözlerimi her kapadığımdaNefesinin içimden çıkışını,Sana anlatmak isterdim.Bende olup da, sende olmayanı,Bu kalbimdeki pembe devrimi,Anlatmak isterdimBir ömür boyunca.Dinlemek yeter mi sevdiğim?Gözlerimin sana karşı olan umudunu görmek isterdim.Tükenmeyen bir kağıt parçasıyla,Tükenmez denen umudunu yitirmeyen kalemlerle,Gözlerindeki bana bakan umut ışığıyla,Mahşere kadar yanar kalbim sana.Gülmek isterken ağlamak;Ağlamak isterken gülmek nedir?Anlatmak isterdim son nefesime kadar sevdiğim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: MERVE ALPER
Konu: Şiirler

15 Temmuz Sözleri

Yağmur Damlaları gibi düştüler toprağa,Hiç yıkılmadan kalktılar ayağa,Tanklar, toplar meydandaOnlar sahip çıktılar vatanlarına.Kimi baş başa kaldı silahlarla,Kimi bunlara baktı güldü kahkahalarla.
Vatan için, ülke için, bayrak için,Canlarını feda ettiler millet için.Kahramanlar sahip çıktılar ülkelerine,Kurşunlara göğüs gerdiler.
Tüm dünyaya gösterdiler halkının gücünü.Yılmadılar, yıkılmadılar bu millet için,Haykırdılar durmadılar hiçbir saniye,Bu ülke için, bu millet için.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BAŞAK İRFAN
Konu: Şiirler

15 Temmuz Sözleri

Soğuk bir gecenin ayazında,Gürültü var sokaklarda.Silah, tank, top sesleri…Önce kesti nefesleri.
Tüm millet kalktı ayağa,Hainlere karşı durmaya,Kan kokan bitkin sokaklara,Hadi deyip geçtiler tankların karşısına.
Türkü, Kürdü,Çerkez’iEzdi geçti herkesi.Bayrağın yüreği gibi dimdik.Dikilip biz yılmadık, yıkılmadık.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BAŞAK İRFAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Senin kapattığın kapılar ardında,Doğan ıssız karanlık gecelerde,Dilime kilitler vuruldu o gece.Kalbimin anahtarı da seninle geldi o gece,Nefesim kesildi, bitti her gece,Yokluğunla biran avunsam bile,Beni yıkıp geçti gözlerin.Nefesimi kesen o sözlerin.Hiçbir kış yokluğun kadar üşütmedi,Hiçbir yaz varlığın kadar da ısıtmadı beni.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Masalların doğru olmadığı, Asıl gerçeğin ölüm olduğunu,Aşk acısının ise ölümden beter olduğunu,anlatmayacak mıydın bana?
Bir kere baksaydın yüzüme,Bir eylül sabahı düştün kalbime,Kalbime düştüğün yerde,Alıverdin beni kendi kalbine.
Ne unutacak kadar nefrettin bana,Ne hatırlayacak kadar özlemdin,Ne de bırakıp beni benden gittin,Ne de ben senden gidebildim.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: BERİVAN ASLAN
Konu: Şiirler

Anneye Sözler

ANNEM

Çok özledim annem!Kokunu sesini, kızım deyişini…Nereye baksam seni görüyorum,Alışamadım sensizliğe ölüyorum.Benim dertlerimle dertlenen annem,Şimdi toprağa veriliyor!Hastalandığımda başucumda bekleyen annemBenim için canını feda eden,Şimdi beni yapayalnız bırakıyor.
Ben şimdi kimsesizliğe sarılıyorum.Kimsesizliğe sorularımı soruyorum.Şimdi kim beni uyandıracak annem,Haydi, kalk anne gel yanıma!
Ben sensiz nasıl yaşayabilirim,Sensiz nasıl ayakta durabilirim,Ben şimdi sensiz ne yapacağım annem?Haydi, haydi geri gel annem!
Şiir Oku Şiirler
Yazan: EBRU ERTAŞ
Konu: Şiirler

Anneye Sözler

BİR KÖYÜM VARDI
Bir köyüm vardı,Toprağım diye bastığım yer.Bir evim vardı,İçinde büyüdüğüm yer.
Bir de güzeller güzeli bir annem vardı,Bana hiç kıyamayan…Ve belki biraz da hayallerim vardı,Gerçekleşmesine inandığım,Olur diye umuda daldığım.
Şiir Oku Şiirler
Yazan: KÜBRA ERDİNÇ
Konu: Şiirler

Sevgiliye Sözler

Çünkü Aşk:

Düşlerinden vazgeçememektir. Öyle bir şey ki ömrüne sığdırıp hafızana sığdırmamaktadır. Bir cebinde çakmağı olmayıp da Gömleğine siğara kokusu sinmiş bir adam olmaktır.

Çünkü Aşk:

Biraz nem koklamaktı gözlerde, biraz da hıçkırıktı bedende Her konuyu sana getirmekti. Gitmen gerektiğini hissettiğinde gitmekti.

Çünkü Aşk:

Benim seni sevdiğimi bilerek yaşarken, Senin beni neden sevmediğini bilmemekti. Gerçekten sen beni neden sevmiyorsun?
Aşk Şiir Aşk Sözleri Sevgiliye Sözler Şiir Oku Şiirler Aşk Şiirler
Yazan: R. BERFİN BAYRAK
Konu: Şiirler
Kaynak: https://masaloku.com.tsiirler
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]